I. "Sevgi Kalmadı" Demek Boşanma İçin Yeterli mi?
Boşanma davası açmak isteyen pek çok kişi, dilekçesine "eşimle aramızda artık sevgi ve saygı kalmadı, evliliğimiz bitmiştir" cümlesini yazmanın yeterli olacağını düşünür. Oysa Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 166. maddesi uyarınca açılan "evlilik birliğinin sarsılması" davasında, karşı taraf boşanmayı kabul etmiyorsa bu tür genel geçer ifadeler tek başına hiçbir şey ispat etmez. Kanun, hâkime çok geniş bir takdir alanı tanısa da, bu takdirin kullanılabilmesi için davacının somut ve kanıtlanmış olgular ortaya koyması şarttır.
Bu makale, TMK m.166 kapsamında açılan boşanma davasında nelerin ispatlanması gerektiğini, "somut olgu anlatmak" ile "bunu ispatlamak" arasındaki farkı, dava reddedilirse veya anlaşmalı boşanmadan vazgeçilirse ne olacağını ve 14.11.2024 tarihinde kanunda yapılan az bilinen bir değişikliği güncel Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi kararları ışığında ele almaktadır.
II. Genel Boşanma Sebebinde (TMK m.166/1) Neyin İspatlanması Gerekir?
A. İki Unsur: Ortak Hayatın Sürdürülemezliği ve Karşı Tarafın Kusuru
TMK m.166/1'e göre "evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E.2022/769 K.2023/1081 sayılı ve 15.11.2023 tarihli kararı, bu maddenin "somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle" hâkime geniş takdir hakkı tanıdığını, ancak bu geniş takdirin davacıyı ispat yükünden kurtarmadığını açıkça ortaya koyar: "evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken 'ortak hayatın sürdürülmesi' olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak 'temelden sarsılmanın' karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır."1 Başka bir ifadeyle "sevgimiz kalmadı" cümlesi olsa olsa birinci unsuru anlatmaya çalışır; ikinci unsuru, yani bu durumun kimin kusuruyla ortaya çıktığını hiç karşılamaz.
B. Tam Kusurlu Eş Neden Dava Açamaz?
Aynı HGK kararı, uygulamada sık atlanan bir ilkeye de dikkat çeker: evlilik birliğini bizzat sarsan, yani tam kusurlu olan eşin bu genel sebebe dayanarak boşanma davası açması mümkün değildir. Kararın gerekçesinde bunun sebebi şöyle açıklanır: "tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır... böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir."2 Yani sadece "evlilik bitti" demek yetmez; davacının, karşı tarafın da bu çöküşe en azından kısmen kusuruyla katkı sağladığını göstermesi gerekir — aksi hâlde dava, davacının kendi terk ettiği veya bizzat bozduğu bir evlilikten yararlanma girişimi olarak reddedilir.
III. "Somut Olgu" Anlatmak Yetmiyor, İspat da Gerekiyor
A. Vakıaları Saymak Yeterli Değil: Delil Şart
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E.2023/1658 K.2023/5121 sayılı ve 02.11.2023 tarihli kararına konu olayda, davacı kadın dilekçesinde eşinin kendisine hakaret ve küfür ettiğini, fiziksel kaba davranışlarda bulunduğunu, psikolojik şiddete maruz kaldığını ve tarafların cinsel birlikteliklerinin olmadığını somut biçimde anlatmıştı. İlk derece mahkemesi buna rağmen davayı "somutlaştırma yükümlülüğü yerine getirilmedi" gerekçesiyle reddetmiş; Bölge Adliye Mahkemesi bu gerekçeyi hatalı bulmuş (kadın aslında olayları somut biçimde anlatmıştı) ama sonuçta yine davayı reddetmiştir — çünkü kadın, bu iddialarına ilişkin hiçbir delil veya tanık bildirmemiştir: "davacı tarafından dayandıkları vakıalara ilişkin delil ve tanık bildirmediği... bu durumda kadının, erkeğin boşanmaya az da olsa sebep olacak kusurunu ispatlayamadığı" tespit edilmiştir.3 Bu karar, "somutlaştırma" (HMK m.194 — anlatılan olayların ayrıntılı ve tarihli olması) ile "ispat" (o olayların tanık, mesaj kaydı, rapor gibi delillerle kanıtlanması) arasındaki farkın uygulamada nasıl karıştırıldığını gösteren iyi bir örnektir.
B. Duyuma Dayalı Tanık Beyanı İspat Sayılmaz
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E.2023/7350 K.2024/4133 sayılı ve 03.06.2024 tarihli kararına konu olayda taraflar 30 yıldır ayrı yataklarda yatmaktaydı. İlk derece mahkemesi ilk kararında "eşler arasında saygı ve sevgi kalmadığı, eşleri bir arada yaşamaya zorlamanın hukuken mantığının bulunmadığı" gerekçesiyle boşanmaya karar vermiş, davalı kadının sadakatsizlik ve terk suçlamalarını kabul etmişti. Ancak dosya üç kez Bölge Adliye Mahkemesi ile ilk derece mahkemesi arasında gidip geldikten sonra, mahkeme son kararında dinlenen tanıkların "davalının davacıya karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğine, evi terk ettiğine, tarafların ayrı yaşadıklarına ilişkin görgüye dayalı bir bilgilerinin olmadığı" tespitiyle davayı reddetmiş; Yargıtay bu ret kararını onamıştır.4 Otuz yıllık bir soğukluğun varlığı dahi, iddia edilen kusur somut ve görgüye dayalı tanıklıkla (duyum, dedikodu veya "öyle söylendi" düzeyinde değil) ispatlanamadığında boşanma kararını haklı kılmaya yetmemiştir.
IV. Boşanma Davası Reddedilirse veya Anlaşma Bozulursa Ne Olur?
A. Yeni Kural: Reddedilen Davadan 1 Yıl Sonra Otomatik Boşanma Hakkı (TMK m.166/4)
TMK m.166'nın son fıkrası, 14.11.2024 tarihli ve 7532 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle değiştirilmiştir. Değişiklikten önce bu fıkra üç yıllık bir süre öngörüyordu; değişiklik sonrası süre bir yıla indirilmiştir: "Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir." Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E.2025/5122 K.2025/11194 sayılı ve 15.12.2025 tarihli kararı, bu yeni bir yıllık sürenin ilk uygulama örneklerindendir: davacı erkek dilekçesinde herhangi bir madde numarası belirtmeden "şiddetli geçimsizlik" ifadesini kullanmış, ancak daha önce feragatle sonuçlanan bir boşanma davasından ve altı yıldır ayrı yaşadıklarından bahsetmiştir. Yargıtay, tarafların kendi hukuki nitelendirmesiyle bağlı olmadığını (HMK m.33) hatırlatarak, olayların aslında m.166/4'teki "fiili ayrılık" sebebine dayandığının kabul edilmesi ve dosyanın bu çerçevede yeniden incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir.5 Sonuç olarak, ilk davası reddedilen bir eş artık üç yıl değil, sadece bir yıl beklemek ve bu sürede ortak hayatın kurulmadığını göstermek suretiyle, karşı tarafın kusurunu yeniden ispatlamaya gerek kalmadan boşanma hakkı elde edebilmektedir.
B. Anlaşmalı Boşanma Kesinleşmeden Önce Vazgeçilebilir
Diğer sık karşılaşılan bir yanılgı, TMK m.166/3 uyarınca imzalanan bir anlaşmalı boşanma protokolünün "artık geri dönüşü olmayan" bir işlem olduğu düşüncesidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E.2025/9746 K.2026/1856 sayılı ve 18.02.2026 tarihli kararı bunun doğru olmadığını gösterir: ilk derece mahkemesi 2015 yılında tarafları m.166/3 uyarınca boşamış, davalı erkek ise anlaşmayı kabul etmediğini ileri sürerek kararı temyiz etmişti; karar bu nedenle yaklaşık on yıl boyunca kesinleşmemişti. Yargıtay şu ilkeyi teyit ederek kararı bozmuştur: "Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki... irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Bu hâlde anlaşmalı boşanma davasının 'çekişmeli boşanma (TMK md. 166/1-2)' olarak görülmesi gerekir."6 Yani anlaşma, karar kesinleşmeden önce herhangi bir taraf tarafından geri alınabilir; bu durumda dava otomatik olarak çekişmeli boşanmaya dönüşür ve taraflar yeniden II. ve III. bölümde anlatılan somutlaştırma ve ispat yüküyle karşı karşıya kalır.
Sonuç
TMK m.166 uyarınca açılan bir boşanma davasında "sevgi kalmadı," "aramız bozuldu" gibi genel ifadeler, karşı taraf davayı kabul etmediği sürece tek başına hiçbir sonuç doğurmaz. HGK'nın yerleşik içtihadına göre davacı hem evlilik birliğinin gerçekten sürdürülemez hâle geldiğini hem de bunun karşı tarafın kusurundan kaynaklandığını ayrı ayrı ispatlamak zorundadır; üstelik kendisi tam kusurluysa bu genel sebebe hiç dayanamaz. Olayları ayrıntılı biçimde anlatmak (somutlaştırma) da tek başına yeterli değildir — bu olayların tanık, belge veya başka bir delille, tercihen görgüye dayalı olarak ispatlanması gerekir. Buna karşılık kanun, ispat yükünü aşamayan taraflara iki alternatif yol sunar: 14.11.2024'te bir yıla indirilen m.166/4'teki fiili ayrılık karinesi ile karşılıklı rıza gerektiren m.166/3'teki anlaşmalı boşanma — ancak ikincisinin de kararın kesinleşmesine kadar her iki taraf için de geri alınabilir olduğu unutulmamalıdır.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/769, K.2023/1081, T. 15.11.2023.
- A.g.k. (dn. 1) — Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/769, K.2023/1081, T. 15.11.2023.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/1658, K.2023/5121, T. 02.11.2023.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/7350, K.2024/4133, T. 03.06.2024.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/5122, K.2025/11194, T. 15.12.2025.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/9746, K.2026/1856, T. 18.02.2026.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.166, m.174.
- 7532 sayılı Kanun, m.13 (TMK m.166/4'ün 14.11.2024 tarihli değişikliği — süre 3 yıldan 1 yıla indirilmiştir).
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/769, K.2023/1081, T. 15.11.2023 — ispat yükünün iki unsuru, tam kusurlu eşin dava açamaması.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/1658, K.2023/5121, T. 02.11.2023 — somutlaştırma ile ispat yükünün farkı.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/7350, K.2024/4133, T. 03.06.2024 — duyuma dayalı tanık beyanının yetersizliği.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/5122, K.2025/11194, T. 15.12.2025 — yeni m.166/4 (1 yıl) uygulaması.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/9746, K.2026/1856, T. 18.02.2026 — anlaşmalı boşanmadan kesinleşme öncesi dönülebilmesi.