I. Kararın Kimliği ve Önemi
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 6.7.2018 tarihinde (E.2017/5, K.2018/7) oy çokluğuyla verdiği kararla, aile hukukunun en tartışmalı meselelerinden birini nihayet bir içtihat birliğine kavuşturdu: Evlilik birliği devam ederken eşlerden biriyle evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı aldatılan eş manevi tazminat isteminde bulunamaz.
Kararın önemi, verdiği yanıttan çok yol açtığı tartışmada saklıdır. Üç toplantıda karar alınabilmiş, ilk iki toplantıda karşı yön 15 ve 21 oy farkıyla önde gitmiş, üçüncü toplantıda ise yalnızca 3 oy farkıyla sonuç tersine dönmüştür. Üç ayrı muhalefet şerhi kaleme alınmıştır. Dava sayısı on binlerle ifade edilmekte, sosyal sonuçları toplumun her kesimine dokunmaktadır.1
II. Uyuşmazlığın Arka Planı: İki Rakip Görüş
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2015 yılına kadar aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebileceğini kabul ediyordu. Hukuk Genel Kurulu da 2010 ve 2017 tarihli kararlarında bu görüşü benimsemişti. Gerekçe şuydu: Üçüncü kişi, evli olduğunu bilerek ilişkiye girmekle ahlaka aykırı bir fiil işlemekte; aldatılan eşin aile bütünlüğüne ve sosyal kişilik değerlerine saldırmakta; dolayısıyla aldatan eşle birlikte TBK m.61 çerçevesinde müteselsilen sorumlu tutulabilmektedir.
2015'ten itibaren ise 4. Hukuk Dairesi görüş değiştirdi. Yeni çizginin gerekçesi şöyle özetlenebilir: Sadakat yükümlülüğü TMK m.185 uyarınca yalnızca eşler arasında geçerli nispi bir haktır; üçüncü kişinin bu yükümlülüğe uyma zorunluluğu yoktur. Üçüncü kişiyi doğrudan aldatılan eşin kişilik haklarına yönelik bir koruma normu bulunmamaktadır. TBK m.49/1 kapsamında hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmemektedir. TBK m.49/2 uyarınca ahlaka aykırı fiilden sorumluluk için ise sıradan bilme yetmez — kastın aldatılan eşe zarar vermeyi isteme düzeyine ulaşmış olması gerekir.2
III. İBGK'nın Gerekçesi
Genel Kurul, karara şu üç hukuki sacayağı üzerinde ulaştı.
Birinci ayak — Hukuka aykırılık unsuru: Haksız fiil sorumluluğu (TBK m.49/1) için fiilin hukuka aykırı olması şarttır. Objektif hukuka aykırılık teorisine göre bu, ya bir özel koruma normunun ya da mutlak bir hakkın ihlalini gerektirir. Zina 2002'den itibaren suç olmaktan çıkarılmış; evli biriyle birlikte olmayı yasaklayan hiçbir Medeni Hukuk normu da bulunmamaktadır. Dolayısıyla üçüncü kişinin eyleminin herhangi bir koruma normunu ihlal ettiği söylenemez.
İkinci ayak — Kişilik hakkı ihlali: Aldatılmama hakkı şeklinde herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak bir kişilik hakkı yasalarda yer almamaktadır. TMK m.174 sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşin kişilik saldırısı nedeniyle tazminat sorumluluğunu, yalnızca boşanma davası bağlamında ve kusurlu eşe yönelterek düzenlemiştir. Üçüncü kişinin fiili doğrudan aldatılan eşe yönelmemiş; aldatılan eş olsa olsa yansıma zarara uğramıştır. Oysa TBK m.56/2 ağır bedensel zarar ve ölüm dışında yansıma yoluyla manevi tazminata izin vermemektedir.
Üçüncü ayak — Ahlaka aykırı fiil ve kast: TBK m.49/2, zarar verici fiili yasaklayan bir norm bulunmasa bile ahlaka aykırı fiilden dolayı tazminat öngörmektedir; ancak bu sorumluluk için fiil kasten işlenmiş olmalıdır. Eski 818 sayılı BK'daki "bilerek" ifadesinin yerine 6098 sayılı TBK'da "kasten" sözcüğünün konulması bilinçli bir tercih olarak değerlendirilmiştir. Kast, yalnızca sonucu bilmeyi değil, sonucu istemeyi gerektirir. Evli biriyle birlikte olan üçüncü kişinin bu ilişkiye girme güdüsü duygusal yakınlık ya da başka kişisel nedenler olabilir; aldatılan eşe zarar verme kastının varlığı kural olarak kabul edilemez.3
Bu üç gerekçe bir arada değerlendirildiğinde TBK m.61 kapsamında müteselsil sorumluluk da kendiliğinden ortadan kalkmaktadır: Üçüncü kişinin fiili haksız fiil niteliği taşımadığından, aldatan eşle birlikte ortak zarara sebebiyet verdiği söylenemez.
IV. İstisna: Bağımsız Kişilik Hakkı İhlali
İBGK kararı mutlak bir yasak getirmemiştir. Genel Kurul açıkça şunu vurgulamıştır: Üçüncü kişi aldatma eylemiyle bağlantılı olmakla birlikte bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlaline yol açmışsa tazminat sorumluluğu doğar. Örnek olarak şu durumlar sayılmıştır:
- Aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlal etme
- Özel yaşamına müdahale etme veya sır alanına girme
- Ele geçirilen özel bilgileri ifşa etme
- Söz ve ifadeleriyle onur ve saygınlığını zedeleme
Bu durumlar salt aldatma olgusundan bağımsız, doğrudan aldatılan eşe yönelik hukuka aykırı eylemlerdir. İBK'nın çizdiği sınır şudur: Yalnızca evli biriyle birlikte olma olgusundan değil; bunun ötesine geçen, bağımsız kişilik hakkı ihlallerinden tazminat istenebilir.4
V. Muhalefet Şerhlerinin Özü
Üç ayrı muhalefet şerhi kaleme alınmıştır. Usul yönünden ortak itiraz şudur: İlk iki toplantıda karşı yön sırasıyla 15 ve 21 oy farkıyla önde gitmiş; nitelikli çoğunluk (üçte iki) sağlanamadığı için karar çıkamamış; üçüncü toplantıda ise salt çoğunlukla 3 oy farkıyla aksi yönde karar alınmıştır. Bu tablo hukuki güvenliği sarsmıştır.
Esas yönünden muhalefet üç noktada odaklanmaktadır. Birincisi, aldatma eylemi iki kişinin birlikte gerçekleştirdiği bir fiildir; üçüncü kişinin katkısı bu eylemden ayrı düşünülemez ve TBK m.61 kapsamında müteselsil sorumluluk doğmalıdır. İkincisi, kişilik hakları sınırlı sayıya tabi değildir; evlilik kurumunun sağladığı statüyü zedeleyen eylem kişilik hakkı ihlali olarak değerlendirilebilir. Üçüncüsü, TBK m.49/2'deki "kasten" sözcüğüne yüklenen ağır anlam, hukuku ahlaktan kopararak Anayasa'nın 36. maddesindeki hak arama özgürlüğünün önünü kapatmaktadır.5
VI. Uygulamaya Yansımaları
Kararın bağlayıcılığı tartışmasızdır; tüm yargı mercileri bu İBK'ya uymak zorundadır. Pratik sonuçlar şöyle sıralanabilir:
Aldatılan eşin tazminat talebi artık yalnızca aldatan eşe yöneltilebilir; bu talep boşanma davası çerçevesinde TMK m.174 kapsamında ileri sürülmelidir. Üçüncü kişiye karşı dava açılabilmesi için salt aldatma olgusunun ötesine geçen bağımsız bir kişilik hakkı ihlalinin varlığı — ve bunun ispatlanması — zorunludur. Avukatlar açısından strateji şu anlama gelir: Üçüncü kişiye yönelik taleplerde, bağımsız kişilik hakkı ihlali olgularını (konut ihlali, ifşa, hakaret vb.) ayrıca tespit edip somutlaştırmak kritik önem taşımaktadır.
Kararın, zaman içinde aldatma eyleminin olağanlaşmasına katkı sağlayıp sağlamayacağı ise muhalefet şerhlerinde dile getirilen toplumsal bir kaygı olarak açık kalmaya devam etmektedir.
VII. Sonuç
İBGK E.2017/5, K.2018/7 kararı Türk aile hukukunun en çok tartışılan meselelerinden birini kesin bir yanıta kavuşturmuş; ancak bu yanıt kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde tartışılmaya devam etmektedir. Kararın özü şudur: Sadakat yükümlülüğü nispi bir haktır ve yalnızca eşler arasında işler; üçüncü kişi bu yükümlülüğün tarafı değildir; dolayısıyla salt aldatma olgusuna dayanarak üçüncü kişiden tazminat istenemez.
Kararın çizdiği sınır, haksız fiil hukukunun temel kavramlarını — hukuka aykırılık, kişilik hakkı, kast — ne denli hassas bir dengeyle uygulamak gerektiğini göstermektedir. Bu dengenin nerede kurulacağı, ileride yeniden İBGK önüne taşınabilecek bir gerilim olarak güncelliğini korumaktadır.
Dipnotlar
- Kararın oylanma süreci dikkat çekicidir: Yargıtay Kanunu m.15 ve m.16 uyarınca, hukuk daireleri arasındaki içtihat aykırılığını gidermek için İBGK toplanır. Nitelikli çoğunluk gereken ilk iki toplantıda karar çıkmaması, üçüncü toplantıda salt çoğunlukla tersine dönmesi, hukuk güvenliği açısından ciddi soru işaretleri doğurmuştur.
- 4. Hukuk Dairesinin görüş değiştirdiği ilk karar: 11.6.2015, E.2014/8510, K.2015/7762. Bu tarihten itibaren Daire, üçüncü kişiye yönelik manevi tazminat taleplerini reddetmiştir. Hukuk Genel Kurulu ise 22.3.2017 ve 29.3.2017 tarihli kararlarıyla Daire'nin yeni görüşüne karşı çıkmaya devam etmiştir.
- TBK m.49/2'deki "kasten" sözcüğünün yorumu, kararın en tartışmalı noktasıdır. Çoğunluk, kastı aldatılan eşe zarar vermeyi amaçlama olarak dar yorumlamıştır. Muhalefet ise "bilerek" (eski BK m.41/2) ile "kasten" (TBK m.49/2) arasındaki farkın bu denli belirleyici kılınmasının kanun koyucunun iradesini aşan bir yorum olduğunu savunmaktadır.
- Bağımsız kişilik hakkı ihlali ölçütü pratikte önemli bir alan açmaktadır. Özellikle dijital ortamda gerçekleşen ihlaller (mesajların ekran görüntüsünün yayılması, sosyal medyada ifşa, özel fotoğrafların paylaşılması) bu kapsamda değerlendirilebilir ve üçüncü kişi aleyhine tazminat davasına dayanak oluşturabilir.
- Muhalefet şerhlerinden birinde İsviçre Federal Mahkemesi'nin 10.6.1958 ve 27.4.1983 tarihli kararlarına da atıf yapılmıştır. İsviçre içtihadı, evliliği ihlal eden üçüncü kişinin diğer eşin kişilik haklarını zedelediğini ve tazminat sorumluluğunun doğduğunu kabul etmektedir. Türk İBGK çoğunluğu bu yaklaşımı benimsememiştir.
Karar Künyesi
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, E.2017/5, K.2018/7, T.6.7.2018 — Oy Çokluğuyla (3 Oy Farkı, 3 Muhalefet Şerhi)