I. Miras Bırakan Çocuğunu Sebep Göstermeden Mirastan Çıkarabilir mi?
Uygulamada sık karşılaşılan bir yanılgı, "vasiyetname yazdırdım, oğlumu/kızımı mirastan çıkardım" cümlesinin tek başına hukuki sonuç doğurduğu inancıdır. Oysa Türk Medeni Kanunu, miras bırakanın saklı paylı mirasçısını (altsoy, eş, ana-baba) mirastan tamamen uzaklaştırabilmesini iki sıkı şarta bağlar: kanunda sayılan sebeplerden birinin gerçekten var olması ve bu sebebin ölüme bağlı tasarrufta (vasiyetname veya miras sözleşmesi) açıkça belirtilmiş olması. Sebepsiz veya gerekçesi belirtilmeden yapılan bir ıskat, mirasçıyı saklı payından mahrum bırakmaz.
Bu makale, mirasçılıktan çıkarmanın (ıskat) hangi hâllerde geçerli sayıldığını, ispat yükünün kimde olduğunu ve sebep ispatlanamadığında sonucun "vasiyetnamenin tamamen iptali" mi yoksa "sadece saklı pay dışında geçerlilik" mi olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 3./7. Hukuk Dairelerinin güncel kararları ile doktrindeki yerleşik görüşler ışığında ele almaktadır.
II. Iskatın Geçerli Olması İçin Hangi Şartlar Aranır?
A. Cezai Iskat mı, Koruyucu Iskat mı?
Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) iki ayrı ıskat türü düzenlenmiştir: cezai (alelade) ıskat ve koruyucu (aciz sebebiyle) ıskat. Doktrinde bu ayrım, cezai ıskatın miras bırakan ile mirasçı arasındaki aile bağlarının ağır biçimde sarsılması hâlinde uygulanan bir yaptırım, koruyucu ıskatın ise aşırı borçlu bir mirasçının payının alacaklılara gitmesini önlemeye yönelik farklı amaçlı bir kurum olduğu; ikisinin sonuçlarının da birbirinden ayrıldığı vurgulanmaktadır — cezai ıskatta mirasçı saklı payını da tamamen kaybederken, koruyucu ıskatta mirasçı sıfatı korunur ve mirasçı saklı payının yarısını yine de alır.1 Bu makalenin konusu, uygulamada asıl uyuşmazlık kaynağı olan cezai ıskattır.
TMK m.510'a göre cezai ıskatın iki sebebi vardır: (1) mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi; (2) mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi. Kanun koyucunun tercihi, bu iki sebebi sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesiyle düzenlemek olmuştur; sayılanlar dışında bir gerekçeyle (örneğin sırf miras bırakanın istememesi, mirasçının meslek seçimini beğenmemesi gibi) ıskat yapılamaz.
B. Ağır Suç ve Aile Yükümlülüğü İhlali Ölçütleri Nasıl Orantılanır?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E.2023/53 K.2024/464 sayılı ve 25.09.2024 tarihli kararı, bu iki sebebin birbiriyle orantılı yorumlanması gerektiğine dikkat çeker: "Aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde yerine getirilmemiş olması, ağır bir suç işlenmiş gibi miras bırakanın mirasçısını saklı payından mahrum bırakarak cezalandırmasını haklı kılacak ağırlık ve yoğunlukta olmalı, bazı yükümlülüklerin ihlâl edilmiş olması tek başına yeterli kabul edilmemeli ve ağır bir ihlâlin varlığı aranmalıdır." Karara göre, mirasçının eyleminin hem objektif olarak aile bağlarını koparacak nitelikte olması hem de somut olayda fiilen bu bağı koparmış olması (sübjektif unsur) birlikte aranır.2 Bu orantılılık kuralı, ikinci sebebin (aile yükümlülüğü ihlali) ilk sebebe (ağır suç) kıyasla gevşek yorumlanıp keyfi bir baskı aracına dönüşmesini engellemeyi amaçlar.
III. İspat Yükü Kimde, Sonucu Ne Olur?
A. Sebep Vasiyette Açıkça Yazılmalı
TMK m.512/1 uyarınca ıskatın geçerli olabilmesinin ön koşulu, miras bırakanın ıskat sebebini tasarrufunda (vasiyetnamede) açıkça belirtmiş olmasıdır. Sebep belirtilmemişse ıskat baştan geçersizdir. Sebep belirtilmiş ve mirasçı buna itiraz etmişse, m.512/2 gereği "belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer" — yani ispat yükü, ıskat edilenin üzerinde değil, ıskattan kazanç sağlayan tarafın üzerindedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E.2019/5571 K.2021/471 sayılı ve 26.01.2021 tarihli kararında da bu kural aynen uygulanmış, ıskattan yararlanan anne davalı konumunda tanık deliliyle ispat yükünü taşımıştır.3
B. İspatlanamazsa Tasarruf Tümden mi İptal Olur?
Uygulamada en çok karıştırılan nokta budur: ıskat sebebi ispatlanamadığında ölüme bağlı tasarrufun tamamı değil, yalnızca saklı pay dışındaki kısmı geçerliliğini korur (TMK m.512/3). Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin E.2024/1742 K.2025/729 sayılı ve 13.02.2025 tarihli kararı, ilk derece mahkemesinin bu ayrımı gözetmeyip tasarrufun tamamını iptal etmesini usul ve yasaya aykırı bularak düzeltmiştir: "Çıkarma nedeni bulunmasa da mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü sınırları içinde ortaya koyduğu iradesinin korunması, başka bir ifade ile ölenin son arzusuna tasarruf nisabı dahilinde kalan kısım için geçerlilik tanınması, bunun dışında kalan bölüm (saklı pay) ile sınırlı olarak tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekir."4 Sonuç olarak dava, teknik olarak "vasiyetnamenin iptali" başlığıyla açılsa dahi, ıskat sebebi ispatlanamadığında mahkeme kendiliğinden bir tenkis davasına dönüştürerek saklı payı hesaplamak zorundadır; HGK'nın 25.09.2024 tarihli kararı bunun taleple bağlılık ilkesinin (HMK m.26) kanunda öngörülen bir istisnası olduğunu, davacı ayrıca tenkis talep etmemiş olsa bile hâkimin bu incelemeyi yapması gerektiğini açıkça vurgulamıştır.2
IV. Uygulamada Hangi Davranışlar Iskatı Haklı/Haksız Kılıyor?
A. Vekâletin Kötüye Kullanılması Tek Başına Yetmez
HGK'nın E.2023/53 K.2024/464 sayılı kararına konu olayda, baba oğluna verdiği vekâletnameleri kötüye kullandığı, taşınmazları kendi lehine devrettirdiği gerekçesiyle onu mirastan çıkarmıştı. HGK, bu gerekçeyi yeterli bulmamıştır: "Vekâletin kötüye kullanılması tek başına mirasçılıktan çıkarılmayı gerektirir bir durumun varlığını kabul etmeye elverişli değildir... çünkü böyle bir ihlalin müeyyidesi Borçlar Kanununda düzenlenmiş bulunmaktadır." Kurul, vekâlet ilişkisinden doğan bir uyuşmazlığın borçlar hukuku sorumluluğu doğurabileceğini, ancak bunun aile hukukundan doğan bir yükümlülük ihlali sayılamayacağını; davacının babasına söylediği iddia edilen sert sözlerin de (tartışma sırasında söylenmiş, tek seferlik) TMK m.510/2'nin aradığı ağırlıkta bir ihlal oluşturmadığını belirterek ıskatı geçersiz saymış ve dosyayı tenkis davası olarak devam ettirilmek üzere bozmuştur.2
B. Arayıp Sormama, Habersiz Evlenme ve Aile Onurunu Zedeleme Yeterli Olabilir
Buna karşılık Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E.2019/5571 K.2021/471 sayılı kararına konu olayda, kızını ıskat eden baba şu gerekçelere dayanmıştı: kızın ailesinin onayı olmadan tanımadığı biriyle evlenmesi, yıllarca haber vermemesi, bayramlarda uğramaması, hastalığı sırasında zorla eve getirtilebilmesi ve ziyaretinde babasına "bunun mezar yeri var mı" gibi sözler söylemesi. İlk derece mahkemesi bu davranışları ıskat için yeterli bulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi ise yetersiz görüp iptale hükmetmişti; Yargıtay Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozarak ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini haklı bulmuştur: "Davacının anne ve babası olan mirasbırakana karşı mükellef olduğu aile hukukundan doğan yükümlülüklerini büyük ve kusurlu davranışlarla yerine getirmediği" sonucuna varılmıştır.3 Doktrinde bu karar özel olarak incelenmiş; yazarlar, sadece "arayıp sormama" gibi tek bir olgunun değil, mahkemenin somut olayda yıllar süren bir kopukluk, aile onurunu zedeleyici sözler ve haber vermeden alınan köklü hayat kararlarının birlikte değerlendirilmesinin belirleyici olduğunu vurgulamaktadır.5
C. Ekonomik Sömürü ve "Birlikte Yaşamak Affetmek Değildir" İlkesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin E.2025/551 K.2025/4936 sayılı ve 24.11.2025 tarihli kararında ise farklı bir örnek örgüsü karşımıza çıkar: oğul, babasıyla aynı evde yaşamasına rağmen kendi borçlarını sürekli babasına ödetmiş, babasını sık sık azarlamış ve aile huzurunu bozmuştur. İlk derece mahkemesi "aynı evde yaşıyorlardı, demek ki ilişkileri iyiydi" gerekçesiyle ıskatı geçersiz saymışsa da, Yargıtay bu değerlendirmeyi bozmuştur: "Birlikte yaşama olgusu, murisin davacının yukarıda belirtilen tutumlarını affettiği veya onayladığı anlamına gelmez." Aynı çatı altında yaşamanın tek başına aile hukuku yükümlülüklerinin yerine getirildiği anlamına gelmediği; ekonomik istismarın ve tekrarlayan saygısızlığın, fiziksel yakınlıktan bağımsız olarak ıskat sebebi oluşturabileceği vurgulanmıştır.6
D. Fiziksel Şiddet: Darp Sonucu "Ağır Suç" Sayılan Somut Bir Örnek
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin E.2025/307 K.2025/3877 sayılı ve 29.09.2025 tarihli kararına konu olayda, muris kızlarını Ramazan Bayramı'nın ikinci günü baba evine yaptıkları ziyaret sırasında kendisiyle çıkan bir tartışma sonrasında darp ederek göğsünde kızarıklık oluşacak şekilde yaralamaları gerekçesiyle mirastan ıskat etmiş; bu olayı bir ceza soruşturması dosyasıyla da belgelemişti. İlk derece mahkemesi, "murise karşı mirasçıları tarafından vücut dokunulmazlığına karşı işlenmiş bir suç" bulunduğunu, bu suç sonucunda aile bağlarının koptuğunu ve ıskattan yararlanan davalının bu sebebi ceza dosyasıyla ispatladığını kabul ederek davayı reddetmiş; Yargıtay bu kararı onamıştır. Kararda ceza dosyasının kesinleşmiş bir mahkûmiyetle sonuçlanıp sonuçlanmadığı tartışılmamış, ıskat sebebi ceza soruşturması dosyasıyla ispatlanmış sayılmıştır. Bu yönüyle karar, tek bir tartışma anında gerçekleşse dahi vücut bütünlüğüne yönelik somut ve belgelenebilir bir saldırının "ağır suç" ölçütünü karşılayabileceğini göstermesi bakımından öğreticidir.7
E. Hakaret, Süregelen İlgisizlik ve Beddua: Yükümlülüklerin Toplu İhlali
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin E.2024/1187 K.2025/895 sayılı ve 19.02.2025 tarihli kararına konu olayda ise tek bir olay değil, yıllara yayılan bir davranış bütünü söz konusudur: kalp hastası olan miras bırakana, ıskat edilen çocukları ile onların eşleri hakaret ve küfür etmiş; kalp ameliyatı geçirdiğinde ziyaretine gelmemiş, aramamış, "geçmiş olsun" bile dememiş; miras bırakanın ölümünü beklediklerini söyleyip beddua etmiş; bina giriş çıkışlarında kendisine ve eşine onur kırıcı ve taciz edici sözler söylemişlerdir. Görgüye dayalı tanık beyanlarıyla bu davranışlar ispatlanınca hem ilk derece mahkemesi hem Bölge Adliye Mahkemesi hem de Yargıtay ıskatı geçerli bulmuştur. Karar, tek başına yetersiz kalabilecek küçük ihmallerin (aranmama, ziyarete gelmeme gibi), hakaret ve beddua gibi daha ağır davranışlarla birleştiğinde "önemli ölçüde" ihlal eşiğini aşabileceğini somutlaştırmaktadır.8
Sonuç
Mirasçılıktan çıkarma, miras bırakanın öfkeyle veya beğenmediği bir hayat tercihine tepkiyle serbestçe kullanabileceği bir araç değildir; TMK m.510-512'nin kurduğu sistemde hem sebebin kanunda sayılanlardan biri olması hem vasiyetnamede açıkça belirtilmesi hem de itiraz hâlinde ıskattan yararlanan tarafça ispatlanması gerekir. Doktrinde ve HGK içtihadında vurgulanan orantılılık ilkesi, borçlar hukuku uyuşmazlıklarının (vekâletin kötüye kullanılması gibi) tek başına ıskat sebebi sayılmasını engellerken; yıllar süren ilgisizlik, aile onurunu zedeleyen davranışlar veya ekonomik istismar gibi somut ve süreklilik arz eden ihlaller ıskatı haklı kılabilmektedir. En kritik uygulama hatası ise, sebep ispatlanamadığında hâkimin tasarrufun tamamını değil, yalnızca saklı pay dışındaki kısmını iptal etmesi gerektiğinin gözden kaçırılmasıdır — bu durumda dava, taraflarca ayrıca talep edilmese dahi, kendiliğinden bir tenkis davasına dönüşür.
- Doğru, Uğur: "Mirasçılıktan Çıkarmanın Müteselsil Sorumluluğa Etkisi", Medeni Hukuk Dergisi, C. 2, S. 2, 2025, s. 297-320.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2023/53, K.2024/464, T. 25.09.2024.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2019/5571, K.2021/471, T. 26.01.2021.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2024/1742, K.2025/729, T. 13.02.2025.
- Birinci Uzun, Tuba / Dörttepe Okutan, Ayşegül: "Mirasçının Mirasbırakanı Arayıp Sormaması, Mirasbırakana İlgi Göstermemesi, Anne ve Babasına Haber Vermeden Onların Tanımadığı Biriyle Evlenmesi Mirasçılıktan Çıkarma Sebebi Olabilir Mi? (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26.01.2021 Tarihli ve E. 2019/5571, K. 2021/471 Sayılı Kararı İncelemesi)", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 72, S. 1, 2023, s. 45-66.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2025/551, K.2025/4936, T. 24.11.2025.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2025/307, K.2025/3877, T. 29.09.2025.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2024/1187, K.2025/895, T. 19.02.2025.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.510, m.511, m.512.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2023/53, K.2024/464, T. 25.09.2024 — vekâletin kötüye kullanılması, orantılılık ilkesi, re'sen tenkis incelemesi.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2019/5571, K.2021/471, T. 26.01.2021 — arayıp sormama, habersiz evlenme, aile onurunu zedeleme.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2024/1742, K.2025/729, T. 13.02.2025 — ispatlanamayan ıskatta saklı pay dışında kısmi geçerlilik.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2025/551, K.2025/4936, T. 24.11.2025 — ekonomik istismar, birlikte yaşamanın affetme sayılmaması.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2025/307, K.2025/3877, T. 29.09.2025 — darp sonucu ağır suç; ıskat sebebinin ceza soruşturması dosyasıyla ispatı.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2024/1187, K.2025/895, T. 19.02.2025 — hakaret, ilgisizlik ve beddua ile aile yükümlülüklerinin toplu ihlali.
- Doğru, Uğur: "Mirasçılıktan Çıkarmanın Müteselsil Sorumluluğa Etkisi", Medeni Hukuk Dergisi, C. 2, S. 2, 2025, s. 297-320.
- Birinci Uzun, Tuba / Dörttepe Okutan, Ayşegül: "Mirasçının Mirasbırakanı Arayıp Sormaması... Mirasçılıktan Çıkarma Sebebi Olabilir Mi?", AÜHFD, C. 72, S. 1, 2023, s. 45-66.
- Ersöz, Oğuz: "Mirasçılıktan Cezalandırıcı Çıkarma", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, S. 14, 2019, s. 195-254.