I. Giriş
Mirasbırakanın sağlığında yaptığı bir "ölünceye kadar bakma sözleşmesi" ile taşınmazını bir yakınına devretmesi, uygulamada iki tamamen farklı hukuki zeminde dava konusu olabilir. Birincisi, sözleşmenin aslında gerçek bir bakım ilişkisini değil, mirasçılardan mal kaçırma amacını gizlediği iddiasıyla açılan muris muvazaası davasıdır; burada tartışılan, sözleşmenin hiç samimi olmadığıdır. İkincisi ise sözleşmenin gerçek olduğu kabul edilmekle birlikte, bakım borçlusunun üstlendiği edimi yerine getirmediği iddiasıyla açılan fesih davasıdır; burada tartışılan ise sözleşmenin geçerliliği değil, ifasıdır.1
Bu iki dava türünün karıştırılması, uygulamada ciddi usuli kayıplara yol açabilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun güncel bir kararında, ilk derece mahkemesi tarafından "hile" olarak nitelendirilen bir uyuşmazlığın aslında davacı tarafça "muris muvazaası" hukuki sebebine dayandırıldığının gözden kaçırılması, kararın bozulmasına yol açmıştır.2 Bu makale, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bu iki farklı ihtilaf zemininde nasıl değerlendirildiğini, güncel Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve daire kararları ile doktrindeki değerlendirmeler ışığında ele almaktadır.3
II. Yasal Çerçeve
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 611. maddesine göre ölünceye kadar bakma sözleşmesi, "bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşme"dir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere sözleşme, taraflarına karşılıklı hak ve borç yükleyen, ivazlı bir sözleşmedir.4
Şekil şartı bakımından TBK m.612, sözleşmenin mirasçı atanmasını içermese dahi miras sözleşmesi şeklinde (resmi vasiyetname şeklinde, iki tanık huzurunda) yapılmadıkça geçerli olmayacağını öngörür; istisna, Devletçe tanınmış bir bakım kurumunun taraf olduğu ve yetkili makamların belirlediği koşullara uyulan sözleşmelerdir — bu durumda yazılı şekil yeterlidir.
Muvazaa bakımından ise genel hüküm TBK m.19'dur: "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." Miras hukuku özelinde ise "muris muvazaası" adı verilen özel uygulama, doğrudan kanunda değil, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararında temellenir: mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklarsa, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar — saklı pay sahibi olsun ya da olmasın — bu görünürdeki sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğini ileri sürebilir.5 Bu içtihadı birleştirme kararının satış sözleşmeleri özelindeki uygulamasını, sitemizde ayrı bir yazıda ele almıştık.6
Sözleşmenin sona ermesi bakımından ise TBK m.616-619 farklı bir rejim kurar: taraflar arasındaki edimler arasında aşırı oransızlık (m.616), sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranış nedeniyle ilişkinin çekilmez hâle gelmesi (m.617) ve bakım borçlusunun ölümü (m.619) sözleşmenin sona erme sebepleri arasında sayılır. TBK m.617'ye göre borçlara aykırılık nedeniyle taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir; kusurlu taraf aldığı şeyi geri verir.
III. İki Ayrı Hukuki Zemin
A. Muris Muvazaası: Sözleşme Hiç Samimi Değildir
Hukuk Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli güncel kararında vurgulandığı üzere, muris muvazaasında mirasbırakan ile karşı taraf aslında malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır — yani hem görünürdeki hem gizlenen sözleşmede samimi bir temlik iradesi vardır. Ancak görünürdeki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin niteliği muvazaalı biçimde değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi kurulmaktadır; bu nedenle muris muvazaası aynı zamanda "tam muvazaa" özelliği de taşır.7 Doktrinde bu durum, ölünceye kadar bakma sözleşmesi özelinde daha da netleştirilir: görünürdeki bakma sözleşmesinde taraf iradeleri gerçekte uyuşmadığından, bu sözleşme sözleşmenin kurucu unsuru eksik kaldığı için kesin hükümsüzdür (mutlak butlan) — bu hükümsüzlüğü ileri sürmek için ayrıca dava açmaya gerek yoktur, ilgili herkes her zaman ileri sürebilir ve hâkim bunu kendiliğinden gözetmek zorundadır.8
Muris muvazaasını diğer nispi (vasıflı) muvazaa hâllerinden ayıran unsur, mirasçılardan mal kaçırma amacıdır. Bu amacın var olup olmadığının tespitinde Yargıtay istikrarlı biçimde şu ölçütlere bakar: mirasbırakanın sözleşme tarihindeki yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, elindeki malvarlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı ve bu oranın makul sayılabilecek bir sınırda kalıp kalmadığıdır.5 Doktrinde bu ölçüye önemli bir nüans eklenir: mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmalarda mirasçılar arasında matematiksel bir eşitlik aranmaz; mirasbırakan malvarlığını tüm mirasçılarını kapsayacak şekilde, hoşgörüyle karşılanabilecek makul ölçüler içinde paylaştırmışsa, mal kaçırma kastından söz edilemez.9 Hukuk Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli kararına konu olayda ise durum tam tersidir: mirasbırakanın tek ve yüksek değerli taşınmazının tamamının çıplak mülkiyeti yalnızca iki oğluna devredilmiş, kız çocukları tamamen dışarıda bırakılmıştır. Bakım ihtiyacının bu denli değerli bir malvarlığının tamamı devredilmeden de karşılanabilecek olması ve devrin kız çocuklarını miras dışında bırakacak sonuç doğurması karşısında, temlikte bakım amacından ziyade bağış iradesinin üstün tutulduğu ve muvazaanın ispatlandığı sonucuna varılmıştır.7
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 17.09.2024 tarihli bir kararı, aynı mirasbırakanın farklı taşınmazlar için yaptığı iki ayrı işlemin nasıl farklı sonuçlara bağlanabileceğini somut biçimde gösterir: mirasbırakan bir taşınmazını davalıya satış yoluyla, başka bir taşınmazını ise ayrı bir kişiye ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmiştir. Mahkeme, satışın gerçek bir satış olduğuna (alıcının maddi gücü yeterli, bedel ödendiği tanıklarla doğrulanmış), buna karşılık ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olduğuna karar vermiştir; zira mirasbırakan bu sözleşmeyi, evlatlığını mirasçılıktan çıkarma davası reddedilir reddedilmez ve sağlığı ağırlaşırken imzalamış, sözleşmeyle taşınmazı devralan kişi de yalnızca iki ay içinde bu taşınmazı, durumu bilebilecek konumdaki kendi kızına satmıştır. Mahkemeye göre bu zincirleme işlem, mirasbırakanın asıl amacının bakım değil, mirasçıdan mal kaçırma olduğunu gösteren tipik bir örnektir.10 Doktrinde de benzer emareler sıralanır: mirasbırakanın maddi olarak ihtiyacı olmamasına rağmen malını devretmesi, davalının o malı alacak ekonomik gücünün bulunmaması, bedel ile gerçek değer arasındaki aşırı fark ve taraflar arasındaki husumet gibi olgular, mal kaçırma kastının varlığına işaret eden tipik emareler arasında sayılır.11
İspat yükü bakımından, muvazaanın varlığını iddia eden taraf (davacı mirasçı) bunu kanıtlamakla yükümlüdür (TMK m.6, HMK m.190/1). Ancak ispat aracı, davacı mirasçının sıfatına göre değişir. Doktrinde yapılan ayrıma göre, mirasçı muvazaayı sözleşmenin tarafının halefi sıfatıyla ileri sürüyorsa (yani mirasbırakanın kendisi sağlığında açabileceği bir davayı sürdürüyorsa), tıpkı mirasbırakanın kendisi gibi yazılı delille (senetle) bağlıdır ve tanıkla ispat yapamaz.12 Buna karşılık, miras hakkının çiğnendiğini ileri süren mirasçı, sözleşmenin dışında kalan bir üçüncü kişi sıfatıyla dava açtığından, HMK m.203/1-d uyarınca tanık dâhil her türlü delille ispat imkânından yararlanır — zira sözleşmenin tarafı olmayan bu kişinin, muvazaayı gösteren yazılı bir belgeyi taraflardan temin etmesi zaten mümkün değildir.13 Uygulamada muris muvazaası davalarının neredeyse tamamı bu ikinci gruba girer.
Son olarak, davanın hangi hukuki sebebe dayandığının dava dilekçesinde ve ön inceleme tutanağında net biçimde ortaya konması kritik önem taşır. Hukuk Genel Kurulu'nun 24.09.2025 tarihli kararında, davacı tarafın açıkça muris muvazaasına dayandığı bir davada, ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesinin bunu "hile" hukuki sebebiyle karıştırarak inceleme yapması, taleple bağlılık ilkesine (HMK m.26) ve ön inceleme tutanağının bağlayıcılığına (HMK m.140/3) aykırı bulunarak bozma nedeni sayılmıştır.2
B. Bakım Borcunun İfa Edilmemesi Nedeniyle Fesih
Muris muvazaasından tamamen ayrı bir zeminde ise, sözleşmenin gerçek olduğu hiç tartışılmaz; tartışılan yalnızca bakım borçlusunun edimini yerine getirip getirmediğidir. Bu hak, kanunun sistematiğinde yalnızca bakım alacaklısına tanınmıştır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin istikrarlı içtihadına göre, bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla sözleşmenin feshini isteme hakkı bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir haktır; alacaklı sağlığında bu iddiayla dava açmamışsa, ölümünden sonra mirasçıları tarafından "bakılmadığı" iddiası ileri sürülemez — aksine, ölüm anına kadar bakıldığının kabulü zorunludur.4 Yargıtay 7. Hukuk Dairesi de aynı ilkeyi 30.04.2025 tarihli bir kararında teyit etmiş; muris sağlığında bakım borcunun yerine getirilmediğini ileri sürmediği sürece, mirasçıların bu savunmayı sonradan ileri sürmesinin dinlenme imkânı bulunmadığına hükmetmiştir.14
Fesih davasının niteliği de muris muvazaasından farklıdır: burada TBK m.616-618 hükümleri uygulama alanı bulur. Hukuk Genel Kurulu'nun 14.02.2024 tarihli kararı, bu davanın dogmatik yapısını ayrıntılı biçimde açıklığa kavuşturmuştur. Karara göre ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusu yönünden sürekli edimli bir borç ilişkisi doğurur (ömür boyu bakıp gözetme), buna karşılık bakım alacaklısının edimi genellikle ani edimlidir (malvarlığının tek seferde devri). TBK m.617'de "fesih" ifadesi kullanılsa da, feshin kanunda "aldığı şeyin geri verilmesi" sonucuna bağlanmış olması nedeniyle bu kurumun aslında geçmişe etkili bir dönme niteliği taşıdığı vurgulanmıştır.15 Somut olayda, bakım borçlusu torunun işi nedeniyle farklı bir şehre yerleşmesi ve bu yüzden bakım borcunu fiilen ifa edememesi, sözleşmenin feshi ve tapu kaydının iptali için yeterli görülmüştür.15
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.01.2025 tarihli kararı ise, bakım borcuna aykırılığın her zaman "bakmama" biçiminde somutlaşmayabileceğini gösterir: taraflar evlenmeden önce ölünceye kadar bakma sözleşmesi imzalamış, ancak evlilik sırasında davalının davacıya karşı kasten yaralama suçu işlediği kesinleşen bir ceza mahkemesi kararıyla sabit olmuştur. Mahkeme, bu durumun TBK m.617 anlamında sözleşmeden doğan borçlara aykırılık teşkil ettiğine ve sözleşmenin feshi şartlarının oluştuğuna karar vermiştir.16
Öte yandan sözleşme tarihinde bakım alacaklısının fiilen özel bir bakım ihtiyacı içinde bulunması, sözleşmenin geçerliliği için zorunlu değildir; bu ihtiyacın sonradan doğması veya ölüme kadar kısa sürmesi de sözleşmeyi sakatlamaz — bu ilke, hem muvazaa değerlendirmesinde hem fesih değerlendirmesinde aynı içtihatla tekrarlanır.4
IV. Uygulayıcı İçin Pratik Sonuç
Ölünceye kadar bakma sözleşmesine konu bir tapu iptali talebinde, davayı yürütecek avukatın en başta netleştirmesi gereken soru şudur: mirasbırakanın sözleşmeyi yaparkenki iradesi mi sorgulanıyor (muris muvazaası), yoksa sözleşme sonrasında bakım borçlusunun edimi mi (fesih)? Bu iki zeminin dava dilekçesinde karıştırılması — özellikle sıfat bakımından, fesih hakkının yalnızca bakım alacaklısına ait olması nedeniyle mirasçıların bu davayı doğrudan açamayacağı unutulduğunda — davanın esastan reddiyle sonuçlanabilir.4 Muris muvazaası zemininde ise davacı mirasçının hazırlık aşamasında toplaması gereken deliller bellidir: mirasbırakanın sözleşme tarihindeki yaşı ve sağlık raporları, tüm malvarlığını gösteren tapu ve banka kayıtları, devredilen malın bu malvarlığına oranı, ve — özellikle 1. Hukuk Dairesi'nin 2024/4962 sayılı kararında görüldüğü gibi — devir sonrasında taşınmazın kısa sürede üçüncü kişilere aktarılıp aktarılmadığı.
Sonuç
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasbırakanın gerçek bir bakım ihtiyacını karşılamak için kullanılabileceği gibi, mirasçılardan mal kaçırmanın bir aracı olarak da kullanılabilir; bu iki ihtimal arasındaki çizgiyi Yargıtay, mirasbırakanın yaşı, sağlık durumu, aile ilişkileri ve devredilen malın toplam malvarlığına oranı gibi somut ölçütlerle çizmektedir. Bunun tamamen dışında kalan ikinci bir uyuşmazlık zemini ise, sözleşmenin samimiyeti hiç tartışılmaksızın, bakım borcunun fiilen yerine getirilip getirilmediğidir — ve bu hak, sözleşmenin tarafı olan bakım alacaklısına aittir. Güncel Hukuk Genel Kurulu içtihadının istikrarlı biçimde vurguladığı üzere, davanın hangi hukuki sebebe dayandığının baştan doğru kurgulanması, uyuşmazlığın esasına girilebilmesinin ön şartıdır.
- TBK m.611, m.617; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2023/507, K.2024/93, T.14.02.2024.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/81, K.2025/553, T.24.09.2025.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/563, K.2025/808, T.10.12.2025; E.2024/400, K.2025/554, T.24.09.2025; E.2023/493, K.2025/356, T.28.05.2025.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2016/10876, K.2019/6016, T.21.11.2019.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E.1974/1, K.1974/2, T.01.04.1974.
- Bkz. "Muris Muvazaası: Mirasçısını Mal Kaçırma Amacıyla Yapılan Satış Görünümlü Bağış Geçerli midir?" — sitemizdeki ilgili makale.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/563, K.2025/808, T.10.12.2025.
- Müge Oğuz, "Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinden Kaynaklanan Muris Muvazaası", Selçuk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dergisi, C.3, S.2, 2020, s.325.
- Zeynep Uyar Hatipoğlu, "Yargıtay İçtihatlarına Göre Muris Muvazaasında Miras Bırakanın Asıl İradesinin Tayini", Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.22, S.36, 2017, s.126.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2023/3931, K.2024/4962, T.17.09.2024.
- Zeynep Uyar Hatipoğlu, "Yargıtay İçtihatlarına Göre Muris Muvazaasında Miras Bırakanın Asıl İradesinin Tayini", Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.22, S.36, 2017, s.132-133.
- Kadir Bağcı, "Muris Muvazaası Davasında İspat", Medeni Hukuk Dergisi, C.2, S.2, 2025, s.189-190.
- Kadir Bağcı, "Muris Muvazaası Davasında İspat", Medeni Hukuk Dergisi, C.2, S.2, 2025, s.192.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2025/1948, K.2025/2330, T.30.04.2025.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2023/507, K.2024/93, T.14.02.2024.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2024/722, K.2025/153, T.09.01.2025.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.19, m.611-619.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E.1974/1, K.1974/2, T.01.04.1974.
- Müge Oğuz, "Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinden Kaynaklanan Muris Muvazaası", Selçuk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dergisi, C.3, S.2, 2020, s.301-351.
- Kadir Bağcı, "Muris Muvazaası Davasında İspat", Medeni Hukuk Dergisi, C.2, S.2, 2025, s.175-225.
- Zeynep Uyar Hatipoğlu, "Yargıtay İçtihatlarına Göre Muris Muvazaasında Miras Bırakanın Asıl İradesinin Tayini", Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.22, S.36, 2017, s.109-135.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/563, K.2025/808, T.10.12.2025 — muris muvazaasının tam muvazaa niteliği, ispat ölçütleri.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/81, K.2025/553, T.24.09.2025 — muris muvazaası ile hile hukuki sebeplerinin karıştırılmaması.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2023/507, K.2024/93, T.14.02.2024 — bakım borcunun ifa edilmemesi nedeniyle fesih, edimlerin niteliği.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2023/3931, K.2024/4962, T.17.09.2024 — aynı mirasbırakanın farklı işlemlerinde muvazaa değerlendirmesi.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2016/10876, K.2019/6016, T.21.11.2019 — bakım alacaklısının sağlığında dava açma zorunluluğu.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2025/1948, K.2025/2330, T.30.04.2025 — mirasçıların bakılmama savunmasını ileri sürememesi.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2024/722, K.2025/153, T.09.01.2025 — kasten yaralama nedeniyle fesih.