I. Velayet ve "Üstün Yarar": Tanımlanamayan ama Merkezi Bir İlke
Boşanma veya ayrılık davasının en çok tartışılan sonucu genellikle mal paylaşımı değil, çocuğun kiminle kalacağıdır. Türk hukukunda bu soruya cevap verirken mahkemenin uyması gereken tek pusula bellidir: çocuğun üstün yararı. Ne var ki bu kavram, ne kanunda ne öğretide ne de Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde açık bir tanıma kavuşturulmuştur — Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun da vurguladığı gibi, tanımsızlık kavramın çocuğun içinde bulunduğu çevreye, yaşına ve somut olayın koşullarına göre esnek kalabilmesi için bilinçli bir tercih olarak değerlendirildiği doktrinde de savunulmaktadır.1
Hukuk Genel Kurulu, üstün yararı şöyle çerçeveler: Çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal, kültürel, ahlaki, hukuki ve ekonomik bakımlardan sağlıklı, dengeli ve özgür biçimde gelişmesi, korunup kollanması. Bu belirlemeyi yaparken izlenecek yöntem de ilginçtir: Karar verme makamındaki kişi, sanki çocuk yetişkin biri olsaydı kendi yararı için ne karar verirdi sorusunu sorar — yani çocuğun farazi (varsayımsal) iradesi esas alınır.2 Bu yazı, mahkemelerin bu soyut ilkeyi somut velayet davalarında hangi kriterlere bölerek uyguladığını, güncel Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatları ışığında ele almaktadır.
II. Yasal Çerçeve: TMK'dan Uluslararası Sözleşmelere
Velayetin iç hukuktaki temeli TMK m.335'tir: Ergin olmayan çocuk ana ve babasının velayeti altındadır; yasal sebep olmadıkça velayet elinden alınamaz. Evlilik sürerken velayet ortaklaşa kullanılır; ortak hayata son verildiğinde veya boşanmada hâkim velayeti eşlerden birine verir (TMK m.336). Velayetin içeriği ise m.339'da tarif edilir: Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak karar alır ve uygular.3
Boşanma veya ayrılık kararı verilirken hâkimin velayeti düzenleme yetkisi TMK m.182'dedir; 2021 yılında 7343 sayılı Kanun'la maddeye eklenen fıkra, hâkime kişisel ilişki düzenlemesine uyulmazsa velayetin değiştirilebileceğini karara ihtar etme yükümlülüğü getirmiştir — kanun koyucunun konuya duyduğu güncel ilginin bir göstergesidir.4 Uluslararası düzlemde ise iki sözleşme belirleyicidir: Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesi, çocukları ilgilendiren her mahkeme/idare/yasama faaliyetinde çocuğun yararının temel düşünce olduğunu; 12. maddesi ise görüş oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren konularda görüşünü ifade etme hakkını düzenler. Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 1., 3. ve 6. maddeleri bu hakkı usul güvencelerine (bilgilendirilme, görüşe danışılma, görüşe önem verilme) bağlar. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 4/b maddesi de aynı ilkeyi tekrarlar.5
III. Mahkeme Kriteri Nasıl İşletir?
1. Kamu Düzeni ve Resen Araştırma
TMK'nın 335 ila 351. maddeleri arasındaki velayet hükümleri kamu düzenine ilişkindir. Bu, iki pratik sonuç doğurur: Hâkim, tarafların talebiyle bağlı değildir — velayeti hiçbir taraf istemese bile üçüncü bir çözüm (örneğin vesayet) uygulayabilir; ayrıca resen araştırma ilkesi geçerli olduğundan mahkeme, taraflarca sunulmasa dahi gerekli gördüğü delili kendiliğinden toplayabilir. Tarafların davayı kabulü dahi tek başına bağlayıcı sonuç doğurmaz.6 Çetiner'in veciz ifadesiyle velayet "iki kutupludur" ve bu kutuplardan biri çocuk olduğuna göre, üstün yarar ilkesi gereği ebeveynler arasındaki her menfaat çekişmesinde ibrenin çocuktan yana dönmesi beklenir.7
2. Çocuğun Görüşü: Önemli ama Bağlayıcı Değil
İdrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması BM Sözleşmesi m.12 ve Avrupa Sözleşmesi m.3/6 gereğidir; ancak bu görüş hâkimi bağlamaz. Hukuk Genel Kurulu'nun tartışmalı bir kararında, üç yaşında iken velayet süreci başlayan ancak yargılama uzadığı için dokuz buçuk yaşına gelen bir çocuğun görüşünün alınıp alınmayacağı tartışılmış; çoğunluk görüşünün aksine karşı oy, "çocuğun görüşü ne olursa olsun hâkimin dosya kapsamına ve çocuğun menfaatine göre karar vereceğini" ve görüş almanın salt şekli bir eksiklik olduğunu savunmuştur.8 Başka bir kararda ise çocuğun ifade ettiği tercih ("annemle kalmak istemiyorum, babamı istiyorum") mahkemece doğrudan esas alınmış ve kararın gerekçesini oluşturmuştur — ama Kurul aynı kararda şu sınırı da koymuştur: Çocuğun tercihi kendi çıkarına ters düşüyorsa, üstün yarara üstünlük tanınır.9
3. Kardeşlerin Ayrılmaması ve Alıştığı Çevre
Yargıtay, kardeşlerin birbirinden ayrılmasının "kardeşlik duygularını olumsuz etkileyeceği" ve çocukların alıştıkları ortam ve çevreden koparılmalarının "bedeni ve fikri gelişimlerine olumsuz etki yapacağı" gerekçesiyle, birden fazla çocuğun velayetinin mümkün olduğunca aynı ebeveyne verilmesini tercih eder — hatta bu ilke, çocuklardan birinin aksi yöndeki beyanına üstün tutulabilir.10
4. Ana-Babanın Kusuru: Yalnızca Etkilediği Ölçüde
Boşanmadaki kusur durumu, velayeti otomatik olarak belirlemez. Yerleşik içtihada göre ana ve babanın yararları — ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumlar dahil — çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur.6 Uygulamada bu ilke, kusurlu bulunan tarafın da velayeti alabildiği sonucunu doğurur; belirleyici olan kusur değil, çocuğun hangi ortamda daha sağlıklı gelişeceğidir.
5. Uzman Heyeti Raporu: Eksikliği Tek Başına Bozma Sebebi
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 5. maddesi, aile mahkemesi bünyesindeki psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzman kadrosunun devreye girmesini öngörür. Hukuk Genel Kurulu, idrak çağındaki çocuğun bizzat dinlenmediği ve bu heyetten rapor alınmadığı bir dosyada, istinaf mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine "eksik delil toplanması" gerekçesiyle geri göndermesini usule uygun bulmuş ve bu eksikliğin HMK'nın öngördüğü sınırlı geri gönderme sebeplerinden biri olduğuna hükmetmiştir.11 Pratikte bu, çocuğun görüşü kadar uzman raporunun da davanın "esasına ilişkin" bir delil sayıldığı ve atlanmasının tek başına bozma sebebi oluşturduğu anlamına gelir.
6. Velayetin Kaldırılması: Değiştirmeden Farklı, Daha Ağır Bir Eşik
Üstün yarar ilkesi, velayetin değiştirilmesinden de öte, TMK m.348 uyarınca velayetin doğrudan kaldırılmasını gerektirebilir — ama bu, son çare olarak öngörülmüş daha ağır bir müessesedir. Madde, kaldırma sebeplerini iki grupta sayar: ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ya da çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması. Doktrinde bu iki grubun karıştırılmaması gerektiği vurgulanır: Deneyimsizlik ve bilgi eksikliğinden kaynaklanan aşırı hoşgörü veya tam tersi aşırı katı disiplin gibi durumlar birinci gruba girerken, bunlar tek başına velayetin kaldırılmasını haklı kılan ağırlıkta olmayabilir.12
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamasında kaldırma kararına konu somut örnekler şunlardır: Eşin ölümünden sonra çocuklarla ilgilenmeyip başka şehirde üçüncü kişiyle fiili birliktelik kuran anne; çocukların uzun süre dedelerinin yanında kalmasına rağmen hiç arayıp sormayan ve yasal haklarını kullanma çabası göstermeyen anne; çocuğu kötü yola sürükleyip fuhşa özendiren ebeveyn; çocuğu uzun süre başka bir kişiye bırakıp bakım ve eğitimini bizzat üstlenmeyen veli.13 Bu örnekler, kaldırmanın eşiğinin değiştirmeden belirgin biçimde yüksek olduğunu somutlaştırır — sadece "yetersiz ebeveynlik" değil, sürekli ve ağır bir ihmal veya kötüye kullanma aranır.
IV. Velayetin Sonradan Değiştirilmesi
Velayet kararı kesinleştikten sonra da değişmez değildir. TMK m.183 uyarınca, ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, resen veya taraflardan birinin istemiyle gerekli önlemleri alır. Hukuk Genel Kurulu bu maddeyi somutlaştırırken önemli bir ayrım yapar: Velayetin değiştirilmesi ile velayetin kaldırılması farklı eşiklere bağlıdır. Değiştirme için tek bir olayın gerçekleşmiş olması ve bu olayın velayet görevini aksatmış olması yeterlidir; kaldırma ise velayet görevinin ağır biçimde kötüye kullanılmasını veya aşırı ihmal edilmesini gerektirir.14
Aynı kararda somut bir örnek üzerinden değiştirme sebepleri sayılır: kişisel ilişkinin engellenmesi, çocuğun fiilen velayet hakkı olmayan tarafta ya da üçüncü bir kişinin (örneğin büyükanne-büyükbaba) yanında bırakılması, sağlık-eğitim-ahlak-güvenlik gerekçeleri, velayeti elinde bulunduran tarafın yeniden evlenmesi veya başka bir yere taşınması. Somut olayda baba yeniden evlenmiş, çocuğu kendi ebeveynlerinin yanına bırakmış ve annenin telefonla görüşmesine dahi izin vermemiştir — Kurul bu tabloyu velayetin anneye geçirilmesi için yeterli bulmuştur. Değişikliğin iki doğrudan sonucu vardır: Velayeti kaybeden tarafın kişisel ilişki kurma hakkı doğar ve bu taraf, çocuğun bakım-eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla (iştirak nafakası) yükümlü olur — bu nafaka, velayetin değiştirilmesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren istenebilir, ayrı bir dava konusu yapılamaz.15
Kurul aynı kararda usule ilişkin kritik bir güvence de tanımlar: Velayetin değiştirilmesi davasında çocuk ile velayeti elinde tutan (davalı) ebeveyn arasında TMK m.426/2 anlamında bir menfaat çatışması bulunduğu kabul edilir; bu nedenle çocuğa mutlaka bir temsil kayyımı atanmalı, kayyım duruşmaya çağrılmalı ve onun sunacağı delillerle birlikte karar verilmelidir. Bu şart mutlak değildir: Kurul başka bir kararında, uyuşmazlık artık velayet değil salt kişisel ilişkinin (TMK m.323-324) düzenlenmesiyse ve velayet zaten kesinleşmiş bir şekilde değişmişse, çocukla velayeti elinde tutmayan taraf arasında ayrıca bir menfaat çatışması aranmayacağını, dolayısıyla temsil kayyımının şart olmadığını belirtmiştir.16
2021'de 7343 sayılı Kanun'la getirilen değişiklik, kişisel ilişkiyi engellemenin yaptırımını ikiye katlamıştır. TMK m.182/2 uyarınca engelleyen taraf velayeti kaybedebilirken, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 41/F maddesi uyarınca çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme kararına uyulmaması ayrıca şikâyete bağlı olarak bir aya kadar hapis cezasını gerektirir; doktrinde bu iki yaptırımın birbirini dışlamadığı, aynı olay için birlikte uygulanabileceği vurgulanır.17 Öte yandan velayetin değiştirilmesi kararı verilirken önceki velinin çocukla kişisel ilişkisinin tamamen kesilmesi otomatik bir sonuç değildir — değiştirme gerekçesine göre bu ilişki sınırlı biçimde de tanınabilir.18
V. Komşu Alanda Aynı İlke: Evlat Edinme
Üstün yarar ilkesi velayetle sınırlı değildir. TMK m.305/2, evlat edinmenin "her hâlde küçüğün yararına bulunmasını" olmazsa olmaz bir koşul sayar. Hukuk Genel Kurulu, anne-babanın evlat edinmeye rızasının aranmadığı hâllerde (TMK m.311) dahi nihai ölçütün çocuğun üstün yararı olduğunu vurgulamış; biyolojik ebeveynle henüz kurulamamış duygusal bağ karşısında, evlat edinmek isteyen kişiyle oluşan güvenli bağlanmanın çocuğun ruh sağlığı açısından korunması gerektiğine karar vermiştir.2 Bu paralellik, üstün yarar ilkesinin velayet, kişisel ilişki ve evlat edinmeyi kapsayan tek bir çatı ilke olduğunu gösterir.
VI. Pratik Sonuçlar
Velayet talep eden ebeveyn için: Dava dilekçesini yalnızca karşı tarafın kusuruna değil, çocuğun somut ihtiyaçlarına (istikrarlı yaşam ortamı, kardeşlerle birliktelik, eğitim sürekliliği) odaklamak daha etkilidir — kusur tek başına velayeti belirlemez. İdrak çağındaki çocuğun görüşünün alınmasını talep etmek ve 4787 sayılı Kanun m.5 kapsamında uzman heyeti raporu istemek, dosyanın eksik incelemeyle bozulmasını önler.
Velayeti değiştirmek isteyen ebeveyn için: Tek bir olayın (taşınma, yeniden evlenme, kişisel ilişkinin fiilen engellenmesi) somut delillerle ortaya konması yeterlidir; velayetin kaldırılmasındaki ağır kötüye kullanma eşiğine ulaşmak gerekmez. Ancak sürecin, çocuğa atanacak temsil kayyımı nedeniyle ek bir usuli aşama içerebileceği unutulmamalıdır.
Her iki taraf için: Velayet kararları kesin hüküm teşkil etmez; koşullar değiştikçe yeniden gündeme gelebilir. Bu nedenle mevcut düzenlemeye uymamak (örneğin kişisel ilişkiyi fiilen engellemek), 2021'de TMK m.182'ye eklenen ihtar hükmü uyarınca velayetin bizzat kaybedilmesi riskini taşır.
Dipnotlar
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2045, K. 2021/1154, T. 5.10.2021, § 26.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2045, K. 2021/1154, T. 5.10.2021, § 25-26, 38-39.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.335, m.336, m.339.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.182 (24.11.2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunun 37. maddesiyle eklenen ikinci fıkra).
- Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3, m.12; Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi m.1, m.3, m.6; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m.4/b.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2066, K. 2019/15, T. 17.1.2019.
- Selma Baktır Çetiner, Velâyet Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2000, s. 32 (DURAN, s. 134, dn. 24'ten naklen).
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2066, K. 2019/15, T. 17.1.2019 (karşı oy).
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2069, K. 2018/1179, T. 6.6.2018.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2014/4761, K. 2014/14912, T. 30.6.2014 (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2066, K. 2019/15 kararı içinde aktarılmıştır).
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/946, K. 2021/1491, T. 23.11.2021.
- Emine Akyüz, Çocukların Hakları ve Korunması, 8. Baskı, Pegem Yayıncılık, Ankara 2024, s. 284 (DURAN, s. 132, dn. 14'ten naklen).
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/939, K. 2013/20212, T. 9.9.2013; E. 2007/13481, K. 2007/14849, T. 2.11.2007; E. 2017/5362, K. 2017/14895, T. 19.12.2017; E. 2004/6832, K. 2004/7827, T. 14.6.2004 (DURAN, s. 133, dn. 17-20'den naklen).
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2486, K. 2018/1148, T. 30.5.2018.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2444, K. 2019/51, T. 31.1.2019.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2069, K. 2018/1179, T. 6.6.2018.
- Levent Börü / Şafak Parlak Börü, "Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin Mahkeme Kararlarının Yerine Getirilmesi", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 71, S. 3, 2022, s. 1227-1277 (DURAN, s. 135, dn. 29'dan naklen).
- Ömer Uğur Gençcan, Velâyet Hukuku, 3. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2023, s. 568 (DURAN, s. 135, dn. 33'ten naklen).
Kaynakça
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/946, K. 2021/1491, T. 23.11.2021 — Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde idrak çağındaki çocuğun dinlenmesi ve uzman heyeti raporu alınmasının zorunluluğu.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2045, K. 2021/1154, T. 5.10.2021 — Evlat edinmede üstün yarar ilkesinin tanımı ve kapsamı.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2066, K. 2019/15, T. 17.1.2019 — Velayette çocuğun görüşünün alınması, bağlayıcılığı ve karşı oy tartışması.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2486, K. 2018/1148, T. 30.5.2018 — Velayetin değiştirilmesi ile kaldırılması ayrımı, TMK m.183 uygulaması, temsil kayyımı zorunluluğu.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2069, K. 2018/1179, T. 6.6.2018 — Kişisel ilişki düzenlemesinde çocuğun tercihinin esas alınması; temsil kayyımı şartının sınırı.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2444, K. 2019/51, T. 31.1.2019 — İştirak nafakasının velayetin değiştirilmesi davasının ferisi niteliği.
DURAN, Duygu, "Çocuğun Üstün Yararı İlkesi Kapsamında Türk Medeni Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu Hükümlerinin Uygulamaya Yansıması", TBB Dergisi, 2025 (177), s. 127-144.
ÇETİNER, Selma Baktır, Velâyet Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2000.
AKYÜZ, Emine, Çocukların Hakları ve Korunması, 8. Baskı, Pegem Yayıncılık, Ankara 2024.
BÖRÜ, Levent / PARLAK BÖRÜ, Şafak, "Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin Mahkeme Kararlarının Yerine Getirilmesi: Karşılaştırmalı Hukuk ve 7343 Sayılı Kanun'un Getirdiği Değişiklikler Çerçevesinde Değerlendirmeler", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 71, S. 3, 2022, s. 1227-1277.
GENÇCAN, Ömer Uğur, Velâyet Hukuku, 3. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2023.
BAGAÇ İÇEN, Seher, Yargıtay Kararları Işığında Türk Hukukunda Çocuğun Evlat Edinilmesinde Üstün Yarar, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020.