I. Giriş: "Sana Emaneten Devrettim, Geri İstiyorum" Davaları
Uygulamada sık karşılaşılan bir senaryo vardır: bir kimse, vergi borcundan, hacizden veya aile içi bir güven ilişkisinden dolayı taşınmazını yakınına ya da eşine devreder — "geçici" olarak, riskler ortadan kalkınca geri alınmak üzere. Sonra ilişki bozulur, devralan taşınmazı iade etmez. Hukuk bu ilişkiye inançlı işlem (inanç sözleşmesi) adını verir; ama asıl güçlük, mahkemede bunu nasıl kanıtlayacağıdır. Zira ortada çoğu zaman yazılı bir belge yoktur — sadece güven vardır.
Bu boşluğu, seksen yılı aşkın süredir tek bir karar dolduruyor: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 05.02.1947 tarihli, E.1945/20, K.1947/6 sayılı kararı.1 Karar sade bir kural koyar: inançlı işlem iddiası, şekle bağlı olmayan ama mutlaka yazılı bir delille kanıtlanmalıdır. Bu kural, 2026'da da eksiksiz uygulanıyor; en son 02.06.2026 tarihli bir Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararında doğrudan hayata geçirilmiştir.2 Bu yazı, kuralın çerçevesini, istisnalarını, Yargıtay'ın kendi içindeki tartışmalı bir noktasını ve pratikteki uzantılarını ele alıyor.
II. İnançlı İşlemi Hangi Hükümler Düzenler?
İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü yoktur; geçerliliği TMK m.2'deki dürüstlük kuralı ve TBK m.26'daki sözleşme özgürlüğü ilkesinden çıkarılır. İspat bakımından ise genel hükümler devreye girer: TMK m.6 ve HMK m.190/1 uyarınca iddiasını ileri süren taraf bunu ispatla yükümlüdür.3 Senetle ispat zorunluluğunun sınırı HMK m.200'de, bu zorunluluğun istisnası olan delil başlangıcı ise HMK m.202'de düzenlenir: "Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir." Yazılı delil veya delil başlangıcı da yoksa, ikrar (HMK m.188) ve yemin (HMK m.225 vd.) gibi kesin delillere başvurulabilir.
III. 1947 İBK Hangi Kuralı Koydu?
A. 1947 İBK'nın Koyduğu Temel Kural: Yazılı Delil Şartı
Doktrinde vurgulandığı üzere, inançlı işlemlerin yazılı delille ispatlanması gerekliliği doğrudan bu İBK ile ortaya konulmuştur; kanunda böyle bir şart yer almaz.4 Yazılı şeklin niteliği önemlidir: bu bir geçerlilik şartı değil, ispat şartıdır. Kazandırıcı işlem (örneğin tapuda satış) resmî şekilde yapılmış olsa dahi, inanç sözleşmesinin ayrıca resmî şekilde yapılması gerekmez — yazılı olması yeterli ve zorunludur.5 Yargıtay 1. Hukuk Dairesi bu kuralı somutlaştırırken, belgenin "sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi" gerektiğini, bunun dışındaki bir kabulün hem İBK'nın kapsamını genişleteceğini hem de taşınmazların tapu dışı satışına yol açacağını vurgulamıştır.6
B. İstisna: Delil Başlangıcı ve Diğer Kesin Deliller
Kural katı görünse de mutlak değildir. Hukuk Genel Kurulu'nun yakın tarihli bir kararında ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere, ispat külfeti kendisinde olan tarafın elinde tam bir yazılı belge bulunmasa bile, karşı taraftan çıkma ve inançlı işlemin varlığına delalet eden mektup, banka dekontu veya yazışma gibi bir belge varsa, bu delil başlangıcı sayılır ve iddia artık tanık dâhil her türlü delille ispatlanabilir hâle gelir.7 Delil başlangıcı da yoksa son çare ikrar ve yemin deliline başvurulur.8 Ne var ki bu istisna genişletici yorumlanamaz: yakın tarihli bir kararda Yargıtay, taraflar arasındaki banka dekontları ve makbuzların tek başına delil başlangıcı sayılmaya yetmediğine, bunların ancak yazılı bir inanç sözleşmesiyle birlikte değerlendirilebileceğine hükmetmiştir.9
C. Tartışmalı Nokta: Belgenin Tarihi Temlikten Önce mi Sonra mı Olmalı?
İBK'nın altmış yıllık uygulamasında hâlâ tam bir görüş birliğine varılamamış bir soru vardır: inanç sözleşmesini içeren yazılı belgenin, mülkiyetin devredildiği (temlik) tarihten önce mi yoksa sonra mı düzenlenmiş olması gerekir? Yargıtay'ın bir çizgisi, belgenin en geç işlem tarihinde düzenlenmiş olması gerektiğini, aksi hâlde İBK'nın kapsamının genişletileceğini ve tapu dışı satışlara yol açılacağını savunur; bu çizgide, temlikten sonra düzenlenen bir belge ispat vasıtası olarak kabul edilmemiştir.10 Buna karşılık başka bir Hukuk Genel Kurulu kararı, belgenin tapu devrinden sonraki bir tarihi taşımasının sonuca etkili olmadığını, tarafların gerçek iradesini yansıtan belgenin şekle kurban edilmemesi gerektiğini kabul etmiştir.11 Doktrinde de bu iki çizgi arasında görüş birliği bulunmadığı tespit edilmektedir.12 Uygulayıcı için sonuç: belgenin tarihi taşıdığı risk nedeniyle, mümkünse inanç sözleşmesi devirden önce düzenlenmelidir; sonradan düzenlenmiş bir belgeye güvenmek, hangi dairenin önüne düşeceğinize bağlı bir belirsizlik taşır.
D. Güncel Uygulama: Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması ile Kesişim
1947 İBK'sı, pratikte çoğu zaman tek başına değil, "vekalet görevinin kötüye kullanılması" hukuki sebebiyle iç içe geçmiş biçimde uygulanır. Yakın tarihli bir kararda Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, davalının taşınmazın gerçek mülkiyetinin kendisine ait olduğu yönündeki savunmasının aslında bir inançlı işlem iddiası taşıdığını, bu iddianın da yine 1947 İBK'sı uyarınca yazılı belgeyle kanıtlanması gerektiğini; kanıtlanamadığı için de dava dışı vekilin vekalet görevini kötüye kullandığının kabul edildiğini belirtmiştir.13 İnançlı işlemden kaynaklanan davalarda süre de ayrı bir tuzaktır: kanunda özel bir zamanaşımı öngörülmediğinden, Yargıtay bu davaları TBK m.146'daki genel on yıllık zamanaşımına tabi tutmaktadır.14 Son olarak, davanın hukuki nitelendirmesinin (inançlı işlem mi, hile mi, muris muvazaası mı) taraflarca değil hâkim tarafından yapılacağı da unutulmamalıdır — Hukuk Genel Kurulu bu ilkeyi, 04.06.1958 tarihli ayrı bir İBK'ya (15/6 sayılı) atıfla hatırlatmıştır: maddi vakıayı anlatmak taraflara, buna hukuki nitelik vermek hâkime aittir.15
IV. Devirden Önce Ne Yapılmalı?
1. Devirden önce mutlaka yazılı bir belge alın. İnanç sözleşmesi resmî şekle tabi değildir; elle yazılmış, taraflarca imzalanmış kısa bir belge bile yeterlidir — ama devirden sonraki bir tarih taşıması riskli olabilir.
2. Yazılı belge yoksa delil başlangıcı arayın, ama tek bir dekontla yetinmeyin. Banka dekontu, yazışma, mesaj gibi belgeler ancak taraflar arasındaki ilişkiyi bir bütün olarak destekliyorsa delil başlangıcı sayılır.
3. Davanın hukuki sebebini doğru seçin, ama hâkimin nitelendirme yetkisine güvenin. İnançlı işlem, hile ve vekalet görevinin kötüye kullanılması iddiaları çoğu zaman aynı olaydan doğar; maddi vakıaları eksiksiz anlatmak, hukuki sebep etiketinden daha belirleyicidir.
Sonuç
05.02.1947 tarihli İBK, seksen yılı aşkın süredir inançlı işlem davalarının omurgasını oluşturuyor ve 2026'da da hâlâ eksiksiz uygulanıyor. Kuralın kendisi sadedir — yazılı delil şartı — ama uygulamada delil başlangıcının sınırları ve belgenin tarihine ilişkin tartışma, davanın kaderini belirleyebilecek kadar önemlidir. Uygulayıcı için en güvenli yol, inanç ilişkisini en baştan yazılı hâle getirmek; bu mümkün olmadığında ise delil başlangıcı sayılabilecek her türlü belgeyi titizlikle saklamaktır.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, E.1945/20, K.1947/6, T.05.02.1947.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2025/5818, K.2026/3125, T.02.06.2026.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/843, K.2023/1162, T.29.11.2023.
- Fadime Topçu Ekinci, "İnançlı İşlemler", Eskişehir Barosu Dergisi, 26. Sayı, 2025, s.206.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2010/14-394, K.2010/395, T.14.07.2010.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2022/4410, K.2022/7725, T.23.11.2022.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2020/14-598, K.2022/1307, T.18.10.2022.
- Ekinci, s.207.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2025/4505, K.2026/3286, T.21.05.2026.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2007/1-756, K.2007/848, T.14.11.2007.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2010/14-394, K.2010/395, T.14.07.2010.
- Ekinci, s.207-208; bkz. ayrıca Eraslan Özkaya, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara, Seçkin, 9. Baskı, 2022, s.53; Süleyman Sapanoğlu, Muvazaa ve İnançlı İşlem Davaları, Ankara, Seçkin, 3. Baskı, 2022, s.704.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2025/3726, K.2026/2667, T.06.04.2026.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2023/4704, K.2024/5070, T.19.11.2024.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/843, K.2023/1162, T.29.11.2023 (04.06.1958 tarihli, 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına atfen).
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.2, m.6.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.26, m.146.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.188, m.190, m.200, m.202, m.225 vd.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, E.1945/20, K.1947/6, T.05.02.1947.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, T.04.06.1958, sayı 15/6.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2007/1-756, K.2007/848, T.14.11.2007.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2010/14-394, K.2010/395, T.14.07.2010.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2020/14-598, K.2022/1307, T.18.10.2022.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/843, K.2023/1162, T.29.11.2023.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2022/4410, K.2022/7725, T.23.11.2022.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2025/3726, K.2026/2667, T.06.04.2026.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2025/4505, K.2026/3286, T.21.05.2026.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2023/4704, K.2024/5070, T.19.11.2024.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2025/5818, K.2026/3125, T.02.06.2026.
- Fadime Topçu Ekinci, "İnançlı İşlemler", Eskişehir Barosu Dergisi, 26. Sayı, 2025, s.190-218.
- Eraslan Özkaya, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara, Seçkin, 9. Baskı, 2022.
- Süleyman Sapanoğlu, Muvazaa ve İnançlı İşlem Davaları, Ankara, Seçkin, 3. Baskı, 2022.