I. HMK'da Kanun Yararına Bozma: Kavram ve Hukuki Nitelik
Kanun yararına bozma (temyiz), 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363. maddesinde düzenlenen olağanüstü bir kanun yoludur. İlk derece mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda yürürlükteki hukuka aykırılık bulunduğu ileri sürülmesi hâlinde, Adalet Bakanlığı tarafından bu yola başvurulabilmektedir.1
Ceza yargılamasındaki CMK m. 309 düzenlemesiyle yapısal benzerlik taşıyan HMK m. 363, iki temel ilkeyle tanımlanmaktadır. Birincisi, olağanüstü nitelik: yalnızca olağan kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen kararlar bu yolun kapsamındadır; sıradan hukuka aykırılıklar değil, yürürlükteki hukuku etkileyen ciddi hatalar bu denetimin konusunu oluşturur. İkincisi, kesinleşme etkisizliği: bozma kararı, hükmün hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz; yargılama düzeni için ilke koyucu işlev görür. Bu iki ilke birlikte okunduğunda, kurumun bireysel dava çözümünden çok hukuk birliğini koruma işlevi gördüğü anlaşılmaktadır.
Başvuru yetkisi münhasıran Adalet Bakanlığı'na aittir; bireyler doğrudan bu yola başvuramaz. Yargıtay talebi yerinde bulursa kararı kanun yararına bozar; bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmî Gazete'de yayımlanır (HMK m. 363/3). Böylece karar emsal niteliği kazanarak aynı hukuka aykırılığın başka mahkemelerde tekrarlanması önlenmeye çalışılmaktadır.
II. Başvuru Koşulları
HMK m. 363 uyarınca kanun yararına bozma yoluna başvurabilmek için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
1. Kararın olağan kanun yollarından geçmeksizin kesinleşmiş olması: İstinaf veya temyiz incelemesinden geçen kararlar kural olarak bu yolun dışındadır. Yargıtay'ın ve Bölge Adliye Mahkemesi'nin denetiminden geçmiş bir kararda hukuka aykırılık iddia ediliyorsa, bu iddia olağan yollarla ileri sürülmüş sayılacak ya da zaten ileri sürülmüş demek olacaktır; bu durumda KYB'ye başvurma imkânı bulunmamaktadır. Kesin olarak verilen ilk derece kararları ile istinaf süresinin geçmesiyle kesinleşen kararlar ise bu yolun öncelikli hedef kitlesini oluşturmaktadır.
2. Yürürlükteki hukuka aykırılık bulunması: Hâkimin takdir hakkı alanına giren değerlendirmeler ve maddi hata kapsamındaki yanılgılar bu yolun konusu yapılamaz. Söz konusu olan, hukukun nesnel olarak yanlış uygulanması ya da temel usul güvencelerinin ihlalidir: yargılama prosedürünün emredici kurallara aykırılığı, kararın biçimsel unsurlarındaki ağır hatalar ve benzeri durumlar bu kapsamda değerlendirilebilir.
3. Başvurunun Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapılması: Bireyler, ilgili oldukları davalarda bile bu yola doğrudan başvuramazlar. Uygulamada hak kaybına uğrayan kişilerin Bakanlığa dilekçeyle başvurması ve Bakanlığın gerekli gördüğü durumlarda davayı Yargıtay'a taşıması söz konusu olmaktadır.
III. Kanun Yararına Bozmanın Sonuçları
HMK m. 363/2'nin açık hükmü uyarınca, kanun yararına bozma kararı hükmün hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Bu, ceza yargılamasındaki düzenlemeden önemli bir ayrılış noktasıdır: ceza mahkûmiyetine ilişkin KYB bozması hükümlü yararına sonuç doğurabilirken, hukuk davalarındaki bozma kararı taraflara uygulanabilir bir sonuç yaratmaz.
Bununla birlikte, bozma kararının pratik işlevi iki boyutludur. Birincisi, emsal etkisi: Resmî Gazete'de yayımlanan karar alt mahkemelere yol gösterir ve aynı hukuka aykırılığın tekrarlanmasını önlemeye çalışır. İkincisi, mevcut yargılamalarda sonuç: eğer ilgili uyuşmazlık hâlâ devam ediyorsa ya da yeni bir dava açılmışsa, bozma kararındaki hukuki tespit bu süreçlere fiilen ışık tutar. Öte yandan, hüküm kesinleşmiş ve taraflar hakkını yitirmişse, KYB bozması bu kaybı telafi edemez; bu durum kurumun hem gücünü hem de sınırını aynı anda ortaya koymaktadır.
IV. Yargıtay Kararları Işığında HMK Kapsamında Kanun Yararına Bozma
Aşağıda incelenen beş karar, HMK alanında KYB kurumunun hem sınırlarını hem de uygulama pratiklerini somut biçimde ortaya koymaktadır. Kararların birinde istem kısmen reddedilmiş, kısmen kabul edilmiştir; dördünde ise hüküm kanun yararına bozulmuştur.
A. Kabul Beyanının Hak Düşürücü Süreye Üstünlüğü ve Kısa Karar Çelişkisi (Kısmen Kabul / Kısmen Ret)
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/810, K. 2024/3356, T. 08.05.2024 sayılı kararı, iki birbirinden bağımsız hukuka aykırılığın aynı dosyada bir arada bulunduğu ve her birinin farklı sonuç doğurduğu dikkat çekici bir örnektir.2
Olayın arka planı: Davacı, kadastro öncesi sebebe dayanarak taşınmazın belirli bir bölümünün ifrazen tescilini talep etmiştir. Kadastro tespitinin kesinleşmesinden dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin (Kadastro Kanunu m. 12/3) geçtiği anlaşılmaktaydı. Ancak davalı, cevap dilekçesinde davayı kabul etmiş ve taşınmazın nizalı bölümünün eşit paylarla her iki taraf adına tescilini istemiştir. Yerel mahkeme davayı kabul etmiş; ne var ki hüküm yerinde, gerekçede belirlenen yarı pay yerine nizalı bölümün tümü davacı adına tescil edilmiştir.
Birinci hukuka aykırılık — Kabul beyanının kamu düzenini aşması meselesi (Ret): Adalet Bakanlığı, hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan davanın kamu düzenini ilgilendirdiğini ve bu nedenle davalının kabul beyanının hüküm doğuramayacağını, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak Yargıtay bu gerekçeyi kabul etmemiştir. Dairenin gerekçesine göre; davayı kabul, davalının üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir hukuki ilişkiye ilişkin olduğu ve kamu düzenine aykırı bir sonuç doğurmadığı sürece davacının ileri sürdüğü hakkın gerçekte var olup olmadığından bağımsız olarak davaya son veren ve kesin hükmün sonuçlarını doğuran bir taraf işlemidir (HMK m. 308, 311). Bu sebeple mahkemenin kabul beyanına üstünlük tanıması isabetlidir; istem bu yönden reddedilmiştir.
İkinci hukuka aykırılık — Kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki (Kabul): Öte yandan, davacının istemi nizalı bölümün yalnızca yarı payına ilişkin olmasına ve gerekçede de bu husus kabul edilmesine karşın, hüküm fıkrasında nizalı bölümün tümü davacı adına tescile karar verilmiştir. Bu durum, HMK m. 298/2'nin açık yasağına aykırı bir kısa karar-gerekçeli karar çelişkisi oluşturmaktadır. Bu yönden KYB istemi kabul edilerek karar bozulmuştur.
Karar, KYB denetiminin tek bir dosyada hem kabul hem ret içerebileceğini; hukuka aykırılıkların ayrı ayrı değerlendirildiğini ve her birinin bağımsız sonuç doğurduğunu somutlaştırmaktadır. Ayrıca taraf işlemleri (özellikle kabul beyanı) ile kamu düzeni arasındaki dengenin tartılma biçimini de ortaya koymaktadır.
B. Islah Dilekçesine Karşı Cevap Süresi Tanınmadan Hüküm (Kabul)
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/7607, K. 2022/9343, T. 12.12.2022 sayılı karar, hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ıslah sürecindeki boyutunu konu almaktadır.3
Olayın arka planı: Aracın kilometresiyle oynanmasından kaynaklı ayıp davası görülmekte iken, davacı vekili 31.01.2022 tarihinde ıslah dilekçesi sunarak talebini 1.000 TL'den 4.917,67 TL'ye yükseltmiştir. Dilekçe, elektronik tebligat yoluyla davalı vekilinin adresine 07.03.2022'de ulaşmıştır. Elektronik Tebligat Yönetmeliği m. 9/2 uyarınca tebliğ, elektronik adrese ulaşmayı izleyen beşinci günün sonunda gerçekleşmiş sayılacağından tebliğ tarihi 12.03.2022'dir. Buna karşın mahkeme, bu tarihten bir gün önce, 11.03.2022'de karar vermiştir.
Yargıtay'ın değerlendirmesi: HMK m. 172/3 uyarınca ıslah talebinin karşı tarafa bildirilmesi, m. 317/2 uyarınca ise ıslah dilekçesinin tebliğinden itibaren iki haftalık cevap süresinin işletilmesi zorunludur; cevap süresi dolmadan hüküm kurulamaz. Anayasa m. 36'da güvence altına alınan savunma hakkı ve HMK m. 27'deki hukuki dinlenilme hakkı gereği, davalıya cevap verme imkânı tanınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. KYB istemi kabul edilerek hüküm bozulmuştur.
Karar, elektronik tebligatın yaygınlaşmasıyla birlikte gündeme gelen pratik bir sorunu netleştirmektedir: tebliğ tarihi, posta kutusuna ulaşma tarihi değil, Yönetmelik'in öngördüğü beşinci günün sonudur; mahkemelerin bu tarihi doğru hesaplamadan karar kurması KYB nedeni oluşturmaktadır.
C. Mirasın Gerçek Reddinde Duruşmaya Gelmeme Gerekçesiyle Açılmamış Sayma (Kabul)
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/4570, K. 2025/2692, T. 20.05.2025 sayılı karar, hasımsız mirasın gerçek reddi taleplerinde mahkemenin görev ve yetkisinin sınırlarını belirlemektedir.4
Olayın arka planı: Talep eden, mirasbırakanın ölümünden sonra mirası kayıtsız şartsız reddettiğini belirten dilekçeyi sulh hukuk mahkemesine sunmuş; ancak duruşmaya katılmamıştır. Mahkeme önce dosyayı işlemden kaldırmış, akabinde üç aylık yenileme süresi içinde yenileme yapılmadığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
Yargıtay'ın değerlendirmesi: Daire, mirasın gerçek reddinin hukuki niteliğini belirleyici biçimde ortaya koymuştur. TMK m. 609 uyarınca bu ret, sulh hâkimine ulaştığı anda hukuken sonuç doğuran bozucu yenilik doğurucu bir haktır; beyanın mahkemeye ulaşması hüküm doğurması için yeterlidir. Bu nitelik gözetildiğinde, sulh hâkiminin görevi yalnızca şu iki hususu incelemektir: (a) reddin süresinde yapılıp yapılmadığı ve (b) talep edenin mirasçılık sıfatının bulunup bulunmadığı. Koşullar gerçekleşmişse ret beyanını tespit ve tescil etmek zorunludur. Mirasçılık sıfatı re'sen tespit gerektirdiğinden mirasçılık belgesi sunulması istenebilir; ancak bu belgeyi sunmaya zorlanamaz. Her halükarda talep edenin duruşmaya gelmemesi, mirasın reddi hakkında karar verilmesini engellemez; bu gerekçeyle açılmamış sayılma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. KYB istemi kabul edilerek hüküm bozulmuştur.
Bu karar, özellikle miras avukatlığı uygulaması açısından önemlidir: talep eden ya da vekili duruşmaya katılmak zorunda değildir; dilekçenin mahkemeye ulaşması ile süre ve mirasçılık koşullarının karşılanmış olması yeterlidir.
D. Haciz Sırasında Ödeme Taahhüdünün Borcun Kabulüne Etkisi ve Menfi Tespit Davası (Kabul)
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/1598, K. 2025/2564, T. 17.04.2025 sayılı karar, İİK m. 72 kapsamındaki menfi tespit davalarında sıkça tartışılan bir soruna çözüm getirmektedir: icra takibinin kesinleşmesinden sonra borçlunun ödeme taahhüdünde bulunması, borcun kabulü anlamına gelir mi?5
Olayın arka planı: Davacı borçlu, hakkında icra takibi yapılmış ve takip kesinleşmiştir. Kesinleşme sonrasındaki haciz işlemi sırasında borçlu, "Toplamda 13.203,66 TL olan borcumu tek seferde nakit olarak 10.06.2021 tarihinde ödemeyi taahhüt ediyorum" şeklinde imzalı beyanda bulunmuştur. Borçlu, bu taahhütten beş gün önce, 01.06.2021'de menfi tespit davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, borçlunun edimini ifa ettiği ve alacaklının takibinin kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davayı kabul etmiştir.
Yargıtay'ın değerlendirmesi: Daire iki ayrı soruyu birbirinden bağımsız olarak yanıtlamıştır. Birinci soru: borçlu, menfi tespit davası açmakta hukuki yarara sahip midir? Evet; takip kesinleştikten sonra borcu benimseyerek ödeme taahhüdünde bulunulmuş olsa dahi, bu beyanın kapsamı her somut uyuşmazlıkta ayrıca değerlendirilmesi gerekeceğinden hukuki yarar mevcuttur. İkinci soru: söz konusu beyan, hükmü etkiler mi? Evet, ve sonucu davanın reddi olmalıdır. Borçlu, takip kesinleştikten sonra yapılan haciz işlemi sırasında taahhütte bulunmuştur; bu aşamada icra baskısı ve tehdidi altında borcu üstlendiği söylenemez. Borçlu, beyanda açıkça borcu kabul etmiş ve ödeme taahhüdünde bulunmuştur. Mahkeme bu beyanı değerlendirmeksizin davayı kabul etmesi hatalıdır. KYB istemi kabul edilerek hüküm bozulmuştur.
Karar pratik bir ölçüt koymaktadır: icra baskısı, itiraz aşamasında veya takip kesinleşmeden önceki süreçlere özgüdür; kesinleşmeden sonraki haciz sırasında yapılan taahhütler bu korumadan yararlanamaz.
E. İhalenin Feshinde Görevsizlik ve Re'sen Gönderme Zorunluluğu (Kabul)
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/3775, K. 2024/6302, T. 13.06.2024 sayılı karar, ihalenin feshi davalarında görevli mahkeme belirlemesi ve görevsizlik kararının usulünü konu almaktadır.6
Olayın arka planı: Davacı hissedar, ortaklığın giderilmesi kararına dayalı olarak Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğu'nca yapılan ihalenin feshini talep etmiştir. Ancak başvuruyu Asliye Hukuk Mahkemesi'ne değil Sulh Hukuk Mahkemesi'ne yöneltmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; ardından ek kararla da dosyanın açılmamış sayılmasına hükmetmiştir. Bu kararlar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
Yargıtay'ın değerlendirmesi: Daire, iki ayrı hukuka aykırılığı saptamıştır. Birincisi, görevli mahkemenin yanlış belirlenmesidir: HMK m. 322/2 uyarınca satış memuru davaya bakan Sulh Hukuk Mahkemesi'nce atanır; dolayısıyla satış memurluğu işlemlerine karşı yapılacak şikâyet ve ihalenin feshi istemini inceleme görevi de ortaklığın giderilmesine karar veren Sulh Hukuk Mahkemesi'ne aittir. İhalenin Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğu'nca yapılmış olması, başvurunun da Sulh Mahkemesi'ne yapılması gerektiği anlamına gelir. İkincisi, görevsizlik kararının usulüdür: 7343 sayılı Kanun ile değişik İİK m. 134/7 uyarınca, ihalenin feshine ilişkin şikâyet görevsiz mahkemeye yapıldığında mahkeme yalnızca görevsizlik kararı vermekle yetinemez; masrafı gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı re'sen görevli mahkemeye göndermelidir. Dosyayı göndermeden görevsizlik kararıyla yetinmek ve akabinde açılmamış sayılma kararı vermek her ikisi de usule aykırıdır. KYB istemi kabul edilerek hüküm bozulmuştur.
Karar, görevsizlik kararından sonra atılması gereken adımı netleştirmesi bakımından önemlidir: hâkim görevsizlik tespit ettiğinde, pasif kalmak ya da davayı sona erdirmek yerine dosyayı re'sen görevli mahkemeye göndermekle yükümlüdür; bu yükümlülük emredici niteliktedir.
V. Kararların Karşılaştırmalı Değerlendirmesi
İncelenen beş karar, HMK alanındaki KYB kurumunun işlediği alanları ve değerlendirme ölçütlerini birlikte ortaya koymaktadır.
Kabul ve ret kararlarının bir arada yer aldığı 1. Hukuk Dairesi kararı, KYB denetiminin hukuka aykırılıkları tek tek değerlendirdiğini ve her birinin ayrı bir sonuca yol açabildiğini göstermektedir. Taraf işlemleri (kabul beyanı gibi) kamu düzeni gerekçesiyle kolayca bertaraf edilememekte; ancak hükmün biçimsel bütünlüğüne ilişkin aykırılıklar (kısa karar-gerekçeli karar çelişkisi) nesnel nitelikleri nedeniyle KYB kapsamına girmektedir.
3. Hukuk Dairesi kararı, elektronik tebligat uygulamasında giderek sıklaşan bir hata türüne ışık tutmaktadır: mahkemelerin, elektronik tebligatın beşinci gün tamamlanma kuralını gözetmeksizin erken karar kurması. Bu hata, davalının hukuki dinlenilme hakkını doğrudan zedelediğinden KYB'nin klasik uygulama alanına girmektedir.
7. Hukuk Dairesi kararı, hasımsız çekişmesiz yargı davalarının da KYB denetiminden geçebileceğini ve buradaki usul hatalarının (yersiz açılmamış sayılma kararı) hükmü bozduğunu ortaya koymaktadır. 11. Hukuk Dairesi kararı ise hukuki yarar ile hükmün esası meselesini birbirinden ayırarak her ikisini de ayrı bir hukuki çerçevede yanıtlamıştır. 12. Hukuk Dairesi kararı, usul ekonomisine hizmet eden emredici bir kuralı — görevsizlikte re'sen gönderme — ihmal eden mahkemelerin kararlarının KYB yoluyla düzeltilebileceğini göstermektedir.
Genel tabloya bakıldığında HMK alanındaki KYB kararlarının üç temel başlık altında toplandığı görülmektedir: hukuki dinlenilme hakkı ihlalleri (ıslah cevap süresi), hükmün biçimsel bütünlüğüne ilişkin aykırılıklar (kısa-gerekçeli karar çelişkisi) ve emredici usul kurallarının gözetilmemesi (re'sen gönderme yükümlülüğü, mirasın reddi beyanının niteliği). Bu kategorizasyon, hangi tür hataların KYB başvurusuna konu edilebileceğini pratik düzeyde belirlemeye yardımcı olmaktadır.
Sonuç
HMK kapsamındaki kanun yararına bozma, ceza yargılamasındaki muadilinden farklı olarak hükmün hukuki sonuçlarını etkilememekte; yalnızca ilke düzeyinde bir tespit ve yönlendirme işlevi görmektedir. Bu sınırlılık kurumun zayıflığı olarak değil, kesinleşmiş hükme saygının bir gereği olarak okunmalıdır. Bireysel hak kayıplarını gidermek için farklı yollar (yargılamanın yenilenmesi, bireysel başvuru gibi) mevcuttur; KYB'nin asıl değeri hukuk birliğini koruma ve alt mahkemelere emsal oluşturma işlevinde yatmaktadır.
İncelenen kararlardan çıkan tablo şudur: hükmün biçimsel bütünlüğüne ilişkin nesnel hatalar (kısa karar çelişkisi), tarafların yargılamaya etkin katılımını engelleyen usul aykırılıkları (ıslah cevap süresi) ve emredici kuralların yanlış uygulanması (görevsizlikte re'sen gönderme, mirasın reddi prosedürü) KYB'nin doğal uygulama alanını oluşturmaktadır. Buna karşın taraf işlemlerine (kabul beyanı gibi) ilişkin değerlendirmeler ile hâkimin takdiri kapsamındaki sonuçlar bu yolun dışında kalmaktadır. Uygulayıcılar açısından bu ayrımı netleştirmek, hem başarılı KYB başvurusu yapmanın hem de KYB denetiminden geçen bir karar çerçevesinde yargılama stratejisi kurmanın temelidir.
Dipnotlar
- 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 363.
- Yargıtay 1. HD., E. 2024/810, K. 2024/3356, T. 08.05.2024.
- Yargıtay 3. HD., E. 2022/7607, K. 2022/9343, T. 12.12.2022.
- Yargıtay 7. HD., E. 2024/4570, K. 2025/2692, T. 20.05.2025.
- Yargıtay 11. HD., E. 2025/1598, K. 2025/2564, T. 17.04.2025.
- Yargıtay 12. HD., E. 2024/3775, K. 2024/6302, T. 13.06.2024.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
E. 2024/810, K. 2024/3356, T. 08.05.2024 — Kadastro öncesi tapu iptali, hak düşürücü süre, kabul beyanı, kısa karar çelişkisi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
E. 2022/7607, K. 2022/9343, T. 12.12.2022 — Araç kilometresi ayıbı, ıslah, elektronik tebligat, hukuki dinlenilme hakkı.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
E. 2024/4570, K. 2025/2692, T. 20.05.2025 — Mirasın gerçek reddi, duruşmaya gelmeme, açılmamış sayılma.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
E. 2025/1598, K. 2025/2564, T. 17.04.2025 — Menfi tespit, haciz sırasında ödeme taahhüdü, borcun kabulü, hukuki yarar.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi
E. 2024/3775, K. 2024/6302, T. 13.06.2024 — İhalenin feshi, görevsiz mahkeme, re'sen gönderme yükümlülüğü, İİK m. 134/7.