I. Kararın Kimliği ve Önsorun
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 26.5.2017 tarihinde (E.2017/2, K.2017/3) oy çokluğuyla şu sonuca vardı: İlama dayalı bir alacak, ilamsız takip konusu yapılamaz. Yani elinde mahkeme kararı (ilam) bulunan alacaklı, bu alacağı için genel haciz yolu ile ilamsız takip başlatamaz; izlemesi gereken yol ilamlı icradır.
Karar, bir avukatın 2013 tarihli başvurusu üzerine, Hukuk Genel Kurulu ile Daireler arasında ortaya çıktığı ileri sürülen görüş ayrılığının giderilmesi için açılmıştır. Görüşmeler sırasında bir önsorun gündeme gelmiştir: aykırılık iddiasına dayanak yapılan Hukuk Genel Kurulu kararının aslında bir hakem kararına ilişkin olduğu ve "ilam" niteliği taşımadığı; bu nedenle gerçek bir içtihat çelişkisi bulunmadığı saptanmıştır. Bu saptama üzerine içtihadı birleştirme görevinin Büyük Genel Kurulda değil, İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunda olduğuna karar verilerek evrak bu Kurula gönderilmiş ve esas hakkında karar verilmiştir.1
II. İlamlı ve İlamsız Takip Ayrımı
Para alacaklarının cebrî icra yoluyla tahsili, takibin dayanağına göre ikiye ayrılır. İlamlı takipte alacaklının elinde bir mahkeme ilamı veya ilam niteliğinde bir belge vardır; icra müdürü borçluya doğrudan icra emri gönderir. İlamsız takipte ise (genel haciz yolu) alacaklının herhangi bir belgeye dayanmasına gerek yoktur; icra müdürü ödeme emri gönderir ve borçlu yedi gün içinde itiraz ederse takip kendiliğinden durur.
Aradaki fark teknik bir ayrıntı değildir; tarafların hukuki konumunu kökten değiştirir. İlamlı takipte "takibin kesinleşmesi" kavramı yoktur, borçlunun itirazı takibi durdurmaz ve borçlu ancak İİK m.36 uyarınca teminat göstererek icranın geri bırakılması (tehir-i icra) kararı alabilir. İlamsız takipte ise borçlu, hiçbir teminat göstermeden, salt ödeme emrine itiraz ederek takibi durdurabilir; buna karşılık alacaklı itirazın iptali veya kaldırılması yoluna başvurur ve borçlu haksız çıkarsa yüzde yirmiden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilebilir.2
III. İçtihadı Birleştirme Kararının Gerekçesi
1. Teorik temel: İlamlar yalnızca ilamlı icraya tabidir
Genel Kurul, İcra ve İflas Kanunu'nun düzenlemesinin ilamların ancak ilamlı takibe konu edilebileceğini gösterdiğini vurgulamıştır. İİK m.24 ve m.32 emredici biçimde, bir ilam icra dairesine verildiğinde icra müdürünün borçluya icra emri tebliğ etmesini öngörmektedir. Alacaklı genel haciz yolunu seçmiş olsa bile icra müdürünün, yasanın bu âmir hükmü karşısında ilamlı takip işlemlerini başlatması gerekir; bu konuda icra müdürünün takdir yetkisi yoktur. Dolayısıyla elinde ilam bulunan alacaklının bunu genel haciz yoluyla takibe koyması, cebrî icra tekniği açısından mümkün değildir.3
2. Hukuki yarar yokluğu
Hukuki yarar, yalnız bir dava şartı (HMK m.114) değil, talep hakkının ileri sürülebildiği her alanda — icra hukuku dâhil — aranan bir koşuldur. Daha kolay, hızlı ve ucuz bir yol varken talep sahibinin daha zahmetli ve masraflı yolu seçmekte hukuki yararı bulunmaz. İlamlı icra, alacaklıyı itiraza tâbi olmayan, çabuk ve güvenceli bir yola kavuşturur; buna rağmen alacaklının itiraza açık, uzayabilen ve daha masraflı genel haciz yolunu tercih etmesinde korunmaya değer bir yarar yoktur. Üstelik alacağını hüküm altına aldırmayı seçmiş bir alacaklının, takip aşamasında bu tercihini değiştirip alacağı ilamsız takibe koyması da haklı görülemez.4
3. Yargılama usulü ve mükerrerlik sorunu
İlama bağlanmış bir alacağın, itirazın iptali veya kaldırılması yoluyla yeniden ilama bağlanması medeni usul ilkeleriyle bağdaşmaz; ilama bağlı bir alacağın tekrar ilama bağlanmasında hukuki yarar yoktur. Dahası, alacak henüz kesinleşmemiş bir davaya dayanıyorsa derdestlik, kesinleşmişse kesin hüküm itirazı gündeme gelir ve bu dava şartları nedeniyle itirazın iptali ya da menfi tespit davası görülemez. Bu yol, mahkemeleri gereksiz ve mükerrer biçimde meşgul etmektedir. Nitekim itirazın kesin kaldırılmasına esas belgeleri sınırlı biçimde sayan İİK m.68'de ilam ve ilam niteliğindeki belgelere yer verilmemiş olması da, kanun koyucunun ilama dayalı ilamsız icraya kapalı iradesini ortaya koymaktadır.5
4. Menfaatler dengesinin bozulması
Asıl sakınca borçlu aleyhinedir. İlamlı takipte borçlu, kararın hatalı olduğunu ve kanun yolunda düzeltileceğini düşünüyorsa, teminat göstererek tehir-i icra kararıyla haciz baskısından korunabilir ve olası haksız ödemenin geri alınması güçlüğünden kurtulur. Oysa alacaklı ilamsız takibe başvurduğunda borçlunun bu imkânı elinden alınır; borçluya kalan tek yol ödeme emrine itirazdır. İtiraz ettiğinde ise — borçluluğu zaten bir ilamla sabit olduğu için — açılacak itirazın iptali/kaldırılması davası sonunda yüzde yirmi oranında icra inkâr tazminatıyla karşılaşır. Genel Kurul, alacaklının bu yöntemi seçmesini hakkın kötüye kullanılması yasağı (TMK m.2) ve dürüstlük kuralı (HMK m.29) kapsamında değerlendirmiştir.6
IV. Karşı Oylar
Karar oy çokluğuyla alınmış; iki ayrıntılı karşı oy yazılmıştır. Karşı oyların ortak ekseni, icra hukukunun şeklî bir hukuk dalı olduğu ve ilamların ilamsız takibe konu edilemeyeceğine dair açık bir yasak hükmü bulunmadığı düşüncesidir. Bu görüşe göre İİK m.32, kamu düzenine ilişkin emredici bir hüküm değil, tamamlayıcı niteliktedir; kanun koyucu bu yolu kapatmak isteseydi, rehnin paraya çevrilmesinde olduğu gibi (İİK m.45) açık bir zorunluluk getirirdi.
Karşı oylarda ayrıca, kesinleşmemiş ilama dayanılarak genel haciz yoluna gidilmesi hâlinde borçlunun İİK m.36'yı kıyasen uygulayarak yine icranın geri bırakılması kararı alabileceği; zaten itirazın takibi kendiliğinden durduracağı; borçlu bilerek borcunu ödemekten kaçınıyorsa icra inkâr tazminatına katlanmasının yerinde olduğu savunulmuştur. Bu yönüyle alacaklının seçeceği takip yolunun, hak arama özgürlüğü (Anayasa m.36) ve hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olduğu vurgulanmıştır.7
V. Değerlendirme ve Pratik Sonuçlar
Karar, uygulamada sıkça görülen ve borçlu aleyhine sonuç doğuran bir takip pratiğine son vermesi bakımından isabetlidir. Bağlayıcı bir İBK olması nedeniyle, bugün elinde para alacağına ilişkin ilam bulunan alacaklının doğru tercihi tartışmasız ilamlı icradır. Uygulayıcı açısından çıkarılacak somut sonuçlar şunlardır:
- Alacaklı vekili için: İlama (veya ilam niteliğindeki belgeye) dayanan para alacağında genel haciz yoluyla takip açılmamalıdır; aksi hâlde takip, borçlunun şikâyeti üzerine iptal riski taşır ve icra inkâr tazminatı talebi de dayanaksız kalır.
- Borçlu vekili için: İlama rağmen aleyhine genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatılmışsa, bu durum süresiz şikâyet (İİK m.16) yoluyla ileri sürülebilir; çünkü takip yolunun yanlış seçilmesi kamu düzenine ilişkin bir usul aykırılığıdır.
- İcra müdürü için: Takip talebine ilam eklenmişse, alacaklı ödeme emri (ilamsız takip) talep etmiş olsa dahi, İİK m.32 gereği icra emri düzenlenmelidir.
VI. Sonuç
İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, E.2017/2 K.2017/3 sayılı kararıyla, ilama dayalı bir alacağın ilamsız takip konusu yapılamayacağını bağlayıcı biçimde ortaya koymuştur. Kararın temelinde üç sütun bulunmaktadır: İİK m.24 ve m.32'nin ilamları ilamlı icraya bağlayan âmir düzenlemesi, daha güvenceli yol varken ilamsız takibe başvurmakta hukuki yararın bulunmaması ve borçlunun tehir-i icra güvencesinden yoksun bırakılarak menfaatler dengesinin bozulması.
Karşı oylarda dile getirilen "açık yasak yokluğu" ve "İİK m.36'nın kıyasen uygulanabilirliği" görüşleri doktrinde tartışmaya açık olmakla birlikte, içtihadı birleştirme kararının bağlayıcılığı (Yargıtay Kanunu m.45) karşısında bugün uygulamanın yönü kesindir: elinde ilam olan alacaklı ilamlı icraya başvurmak zorundadır.
Dipnotlar
- Önsorunda, aykırılık dayanağı yapılan Hukuk Genel Kurulu kararının (HGK, 15.12.2004, E.2004/13-722, K.2004/707) bir hakem kararına ilişkin olduğu ve "ilam" niteliği taşımadığı saptanmıştır. Büyük Genel Kurul ile Hukuk Genel Kurulu arasındaki görev dağılımı için bkz. Yargıtay Kanunu m.16/5 ve m.15/2-b.
- İcra inkâr tazminatının asgari oranı için İİK m.67/2; itirazın kesin kaldırılması ve dayanak belgeler için İİK m.68.
- İlamların icrasında icra emri zorunluluğu için İİK m.24 (para ve teminattan başka borçlar) ve m.32 (para ve teminat ilamları). Rehinle temin edilmiş alacakta ise ilk önce rehnin paraya çevrilmesi yolunun zorunlu olması (İİK m.45), kanun koyucunun takip yolunu emredici biçimde belirlediği bir örnektir.
- Aslan, Kudret / Akyol Aslan, Leyla, "İlama Bağlı Para Alacağı İçin İlamsız İcra Takibi Yapılması, Dürüstlük Kuralına ve Hayatın Olağan Akışına Aykırı mıdır?", Prof. Dr. Ramazan Arslan'a Armağan, C. I, Ankara 2015, s. 206-207.
- Derdestlik ve kesin hüküm itirazı için HMK m.114/1-(ı) ve (i); itirazın kaldırılmasına esas belgelerin sınırlı sayımı için İİK m.68/1.
- Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağının icra ve iflas hukukunda da geçerli olduğu hakkında TMK m.2 ve HMK m.29.
- Karşı oylarda, İİK m.36'nın kesinleşmemiş ilama dayalı ilamsız takipte kıyasen uygulanabileceği yönünde öğreti görüşüne (örn. Baki Kuru) atıf yapılmıştır. Krş. takip yolu seçiminin hak arama özgürlüğü (AY m.36) ve hukuki dinlenilme hakkı (HMK m.27) ile ilişkisi.
Karar Künyesi
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, E.2017/2, K.2017/3, T.26.5.2017 — Oy çokluğuyla. (Resmî Gazete'de yayımlanmış bağlayıcı içtihadı birleştirme kararı.)