I. Kararın Kimliği ve Arka Plan
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 16.4.2021 tarihinde (E.2020/3, K.2021/1) oybirliğiyle bir usul kararı verdi: Maaş haczi nedeniyle yapılan ödeme sıralamasının sıra cetveli sayılıp sayılmayacağı ve muvazaa iddiasında ispat yükünün davacıya mı davalıya mı ait olacağı konusunda içtihatların birleştirilmesine yer olmadığına hükmetti. Yani İBGK, bu davada esasa hiç girmedi; konuyu kapatmak yerine, içtihadı birleştirme talebinin ön koşullarını taşımadığını saptayarak talebi reddetti.
Bu tür bir karar, pratikte şu anlama gelir: Söz konusu hukuki soru yanıtsız kalmaktadır. Mahkemeler bağlayıcı bir İBK olmaksızın kendi içtihatlarıyla yollarına devam edecektir. Bu nedenle kararın önemi, "ne hükmetti" sorusundan çok "neden hükmetmedi" sorusunda yatmaktadır.1
II. Uyuşmazlığın Konusu: Maaş Haczi ve Sıra Sorunu
Birden fazla alacaklı aynı borçlunun maaşına haciz koyduğunda, borçlunun işvereni İİK m.83/2 uyarınca hacizleri sıraya koymak zorundadır: sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonrakine geçilmez. Sorun, bu sıra işleminin hukuki niteliğinden kaynaklanmaktadır.
İki farklı görüş çatışmaktadır. Birinci görüşe göre maaş hacizlerindeki sıralama, İİK m.140 anlamında bir sıra cetveli yerine geçmektedir. Bu kabule göre sırayı muvazaalı bulan alacaklı, sıra cetveline itiraz davası açar; bu davada ispat yükü davalı (üst sıradaki alacaklı) üzerindedir ve davalı alacağının gerçekliğini kanıtlamak zorundadır. İkinci görüşe göre ise maaş haczindeki sıralama hiçbir şekilde sıra cetveli değildir; çünkü İİK m.140'ta öngörülen sıra cetveli icra müdürü tarafından özel bir prosedürle düzenlenmektedir ve bu prosedür maaş haczinde işletilmemektedir. Bu görüşte açılacak dava genel muvazaa davası niteliğini taşır; TBK m.19 kapsamında değerlendirilir ve genel ispat kuralları gereği ispat yükü davacıdadır.2
Sonuç olarak hangi görüşün benimseneceği, pratikte ispat yükünü iki uç arasında taşımaktadır: üst sıradaki alacaklı mı alacağının gerçekliğini kanıtlayacak, yoksa alt sıradaki alacaklı mı üst sıranın muvazaalı olduğunu kanıtlayacak? Bu fark, dava sonucunu doğrudan belirleyebilecek kadar kritiktir.
III. İçtihat Tablosunun Analizi
(Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi, sıra cetveline itiraz davalarını 2011 yılına kadar incelemiş; bu dönemde maaş haczindeki sıralamanın sıra cetveli sayılmadığı yönünde yerleşik bir uygulama geliştirmiştir. Bununla birlikte, 24.11.2010 tarihli tek bir kararında (E.2010/10572, K.2010/13213) aksi yönde, yani maaş haczine ilişkin işlemlerin sıra cetveli yerine geçeceği sonucuna ulaşmıştır. Bu karar, Dairenin istikrarlı çizgisinden münferit bir sapma niteliğindedir.
(Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi ise bu tür davalara 2011'den itibaren bakmaya başlamış ve ağırlıklı olarak ikinci görüşü — maaş haczindeki sıralamanın sıra cetveli olmadığı, muvazaa iddiasında ispat yükünün davacıda olduğu — benimsemiştir. Ancak birkaç kararında (2013 ve 2016 tarihli bazı kararlar) birinci görüşe yaklaşmış; bu kararlar da istikrar kazanmadan Dairenin ana çizgisine geri dönülmüştür.3
Hukuk Genel Kurulu ise talep konusuyla ilgili doğrudan bir karar vermemiş, ancak 23. Hukuk Dairesinin kendi içindeki çelişki nedeniyle içtihadı birleştirme yapılması gerektiğini belirtmiştir.
IV. İBGK'nın Usul Gerekçesi: Neden Esasa Girilmedi?
İçtihadı birleştirme kararı alınabilmesi için ön koşul açıktır: Yargıtay dairelerinin belli bir konuda görüşlerini kararlı ve sürekli biçimde ortaya koymaları, bu görüşlerin uygulamada kesinlik kazanması ve birbirine aykırı iki istikrarlı çizginin fiilen var olması gerekir. İstikrar kazanmamış münferit kararlar, içtihat aykırılığı oluşturmaz.4
Genel Kurul incelemesinde şu tablo ortaya çıkmıştır: 19. Hukuk Dairesinin bu konudaki tek kararı münferittir ve Dairenin kendi yerleşik çizgisiyle dahi çelişmektedir. 23. Hukuk Dairesinin aykırı yöndeki kararları da istikrar kazanmış değildir; ağırlıklı uygulama tutarlı biçimde tek yönde devam etmiştir. Dolayısıyla "iki rakip istikrarlı içtihat" yoktur; yalnızca bir hakim çizgi ve ona karşı istikrar kazanmamış birkaç sapma vardır. İBGK bu durumda içtihadı birleştirmenin ön koşullarının oluşmadığına oybirliğiyle karar vermiştir.
Bu gerekçenin önemli bir yan sonucu şudur: İBGK, maaş haczi sıralamasının sıra cetveli olup olmadığı konusunda fiilen baskın olan görüşü — sıralama sıra cetveli değildir, ispat yükü davacıdadır — zımnen onaylamamıştır. Genel Kurul bu soruyu açık bırakmıştır; bağlayıcı bir görüş bildirme yetkisini kullanmaktan kaçınmıştır.
V. Kararın Pratik Anlamı ve Mevcut Uygulama
İBGK'nın bu usul kararı, alanda belirsizliği sürdürmektedir. Uygulamada baskın olan görüş — maaş haczindeki sıralamanın sıra cetveli olmadığı ve ispat yükünün davacıda bulunduğu — geçerliliğini korumakta; ancak bu görüşün arkasında bağlayıcı bir İBK yoktur.
Bu durumun pratik sonuçları şöyle özetlenebilir. Birden fazla maaş haczi bulunan ve üst sıradaki haczi muvazaalı olduğunu düşünen alt sıra alacaklısı, büyük olasılıkla TBK m.19 kapsamında genel muvazaa davası açmak ve ispat yükünü kendisi üstlenmek zorunda kalacaktır. Bununla birlikte, konuya bakan dairenin ya da hâkimin yaklaşımına göre sıra cetveline itiraz usulünün uygulanması ve ispat yükünün davalıya yüklenmesi de ihtimal dışı değildir. Bu belirsizlik içinde stratejik avukatlık, hangi usulün izleneceğini baştan netleştirmeyi ve buna göre delil yükünü planlamayı gerektirmektedir.5
VI. Sonuç
İBGK E.2020/3, K.2021/1 kararı, içtihadı birleştirme hukukunun kendi iç mantığını gösteren nadir bir örnektir. Yargıtay, somut hukuki soruyu yanıtlamayı reddetmemiş; ön koşullar oluşmadan yanıtlamayı uygun bulmamıştır. Bu tutum, İBK müessesesinin özüyle uyumludur: tek tek kararların üzerinde, tüm yargıyı bağlayan soyut ve genel kurallar koyabilmek için ön koşulların sağlanması şarttır.
Pratikte ise hukuki belirsizlik devam etmektedir. Maaş hacizlerinde ödeme sırası yapan işverenin düzenlediği listenin sıra cetveli sayılıp sayılmayacağı — ve bunun doğal sonucu olan ispat yükü dağılımı — mahkemeden mahkemeye farklılık gösterebilmektedir. Bu alanda içtihat birliğinin sağlanabilmesi için ya yeni ve istikrarlı bir aykırılığın ortaya çıkması ve yeniden İBGK'ya taşınması, ya da kanun koyucunun İİK m.83/2 hükmüne açıklık getiren bir düzenleme yapması gerekmektedir.
Dipnotlar
- İBGK'nın ön sorun aşamasında talebi reddetmesi kurumsal açıdan alışılmadık değildir; ancak talepçi avukat ve alt derece mahkemeleri açısından yanıtsız kalan bir hukuki soruyu sürdürmesi nedeniyle pratikte hayal kırıklığı yaratabilmektedir.
- İİK m.140/1 uyarınca sıra cetveline itirazda ispat yükü davalı alacaklıdadır: davalı, sıra cetvelindeki alacağının gerçekliğini ve önceliğini ispatlamak zorundadır. Genel muvazaa davalarında ise HMK m.190 gereği ispat yükü davacıdadır.
- Aykırı yöndeki kararlar: 19. HD, 24.11.2010, E.2010/10572, K.2010/13213; 23. HD, 04.06.2013, E.2013/3359, K.2013/3764; 23. HD, 09.09.2015, E.2014/7242, K.2015/5731; 23. HD, 31.03.2016, E.2016/2375, K.2016/2056; 23. HD, 23.05.2016, E.2015/5583, K.2016/3132.
- Yargıtay Kanunu m.45 ve içtihadı birleştirme hukukunun klasik ilkesi: YHGK, 20.02.1963, T.4/71-21. Genel Kurul bu kararla, salt münferit aykırı kararların varlığının içtihadı birleştirme için yeterli olmadığını teyit etmiştir.
- Bu belirsizlik ortamında, alt sıradaki alacaklının hem sıra cetveline itiraz hem de genel muvazaa davası yollarını alternatif (terditli) olarak kurgulaması ve yargılamanın seyrini takip ederek usul tercihini belirlemesi stratejik açıdan anlamlıdır.
Karar Künyesi
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, E.2020/3, K.2021/1, T.16.4.2021 — Oybirliğiyle (Usul Kararı)