I. Soru: Müteselsil Borçlulukta Teminat "Ortak" Bir Koruma Doğurur mu?
İcra hukukunda uygulamacının sıkça karşılaştığı senaryolardan biri şudur: Bir ilâmda birden fazla borçlu müteselsilen sorumlu kılınmış; alacaklı ilâmı icraya koymuş; bu borçlulardan biri kararı temyiz edip İcra ve İflas Kanunu m.36 uyarınca teminat yatırarak icranın geri bırakılması kararı almıştır. Sorulan soru pratiktir: "Borç müteselsil olduğuna ve alacaklı tek bir alacağa sahip olduğuna göre, bir borçlunun yatırdığı teminat alacağı zaten güvenceye almış sayılmaz mı? Diğer borçlu hakkında da takip durmamalı mı?"
Soru özellikle iki konfigürasyonda hayatî önem taşır. Birincisi, işçilik alacaklarında: asıl işveren–alt işveren ilişkisi nedeniyle 4857 sayılı Kanun m.2/6 uyarınca iki şirketin müteselsil sorumlu tutulduğu davalar. İkincisi, trafik kazası tazminatlarında: sigorta şirketi ile sigortalı/sürücünün birlikte tazmin borçlusu olduğu hâller. Her iki konfigürasyonda da borçlulardan biri için tehir-i icra kararı çıkmışken alacaklının diğer borçluya karşı haczi sürdürmesi karşımıza çıkar.
Bu makalede, sorunun Yargıtay'ın yerleşik içtihadı çerçevesinde verdiği yanıt analiz edilmektedir. Sonuç peşinen söylenirse: Tehir-i icra teminatı kişiseldir; yatıran borçlu dışındaki müteselsil borçluyu korumaz. Bu sonuç, hem teminat mektubu için hem de dosyaya yatırılan nakit (nakdi teminat) için aynıdır. Ayrımın hukuki kaynağı, teminatın "ifa değil depo" niteliğinde olmasıdır.1
II. Yasal Çerçeve: İİK m.36, TBK m.162 ve m.166'nın Birlikte Okunması
Tartışmanın çekirdeği, İcra ve İflas Kanunu m.36 ile Türk Borçlar Kanunu m.162 ve 166 arasındaki ilişkide yatmaktadır. İİK m.36, ilâma karşı temyiz yoluna başvuran borçluya, hükmolunan para veya eşyayı resmî mercie depo etmesi yahut yeterli teminat göstermesi karşılığında icranın geri bırakılması imkânı tanır. Bu imkân, doğası gereği başvurusu yapan borçlunun şahsî statüsüne bağlıdır: temyiz başvurusunun sahibi, teminatı yatıran taraf ve "geri bırakılma" kararının lehdarı aynı kişidir. Madde, müteselsil borçlulardan birinin yatırdığı teminatın diğerine sirayetini düzenleyen hiçbir hüküm içermez.
TBK m.162 vd. hükümleri ise müteselsil borçluluğun temelini kurar. Alacaklı, borcun tamamını borçlulardan dilediği birinden talep edebilir; ancak bütün borçluların sorumluluğu, edanın tamamen yerine getirilmesine kadar devam eder (TBK m.163). TBK m.166/1 açıktır: müteselsil borçlulardan birinin ifası veya ifa yerini tutan fiili, diğerlerini bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtarır.
İşte düğüm noktası buradadır: Teminat yatırılması ifa mıdır, yoksa ifa yerini tutan bir fiil midir? Yargıtay'ın cevabı kesindir: hayır. Teminat ister mektup ister nakit olsun, ifa değildir; sadece ileride doğabilecek bir ödemeyi güvence altına alan depo işlemidir. Borç ancak teminatın paraya çevrilip alacaklıya ödendiği anda sona erer (İİK m.36/6). O ana kadar müteselsil borçluluk rejimi tüm borçlular yönünden işlemeye devam eder.
III. Yerleşik İçtihat: Üç Karar, Tek Yön
1. Yargıtay HGK 2018/750 E., 2019/383 K. — Direnme Bile Yetmedi
Konunun en güçlü ve güncel içtihadi dayanağı, bu Hukuk Genel Kurulu kararıdır. Olay birebir uygulamacının senaryosudur: Trafik kazası tazminatına ilişkin ilâmda müteselsil borçlu olan sigorta şirketi, kararı temyiz ederek İİK m.36 uyarınca alacağı karşılar miktarda teminat mektubu sunmuş ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nden icranın geri bırakılması kararı almıştır. Alacaklı, diğer müteselsil borçlu (sigortalı şirket) hakkında haciz isteminde bulunmuş, icra müdürlüğü talebi kabul etmiş ve haciz uygulanmıştır.
Sigortalı şirket icra mahkemesine şikâyet etmiştir. Argümanı bizim baştaki sorumuzun bire bir aynısıdır: Alacak teminat mektubu ile güvenceye alınmıştır; aynı alacak için ikinci kez hacze gitmek İİK m.85/son'un mükerrer tahsil yasağına ve TMK m.2'deki dürüstlük kuralına aykırıdır. Yerel mahkeme bu görüşü benimsemiş ve şikâyeti kabul ederek haczi kaldırmıştır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararı bozmuş; yerel mahkeme direnmiş; ancak Hukuk Genel Kurulu çoğunlukla direnme kararını da bozmuştur.
HGK'nın gerekçesi, sorunun yanıtını tek bir cümleye sıkıştırır:
"İcranın geri bırakılması kararının, ancak lehine tehiri icra kararı tesis edilen borçlu yönünden hüküm ifade ettiği, borcun, tehiri icra kararı için sunulan teminat mektubu ile değil, bu teminat mektubunun paraya çevrilmesi ile ödenmiş sayılacağı, teminat mektubunun henüz paraya çevrilmediği hususları göz önüne alındığında ilamı temyiz ederek lehine icranın geri bırakılması kararı almayan şikâyetçi-borçlu yönünden ilâmın infazı için takibe devam edilmesinde, talep üzerine mallarına haciz konulmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır."
HGK'nın dayandığı iki temel argüman vardır. Birincisi, tehir-i icra kararının kişisel niteliği — bu karar yalnızca temyiz başvurusunu yapan ve teminatı yatıran borçluyu kapsar; ihtiyari takip arkadaşlığının doğal sonucudur. İkincisi, teminatın ifa niteliği taşımaması — borç teminat mektubunun sunulmasıyla değil, ancak paraya çevrilmesi ile sona erer. Bu iki argüman birleştiğinde, tehir-i icra kararının hiçbir biçimde diğer müteselsil borçluya sirayet etmediği sonucu çıkar.2
2. Yargıtay 12. HD 2018/14790 E., 2018/11744 K. — Birebir Olay Üzerinden Net Kural
Bu karar, HGK kararından kısa süre önce verilmiş ve onun çekirdek tezini oluşturan içtihattır. Olay özetle şöyledir: İlâmda davalılardan müteselsilen tahsile hükmedilmiş; ilâmın borçlularından bir anonim şirket, ayrı icra dosyasında İİK m.36 uyarınca tehir-i icra talepli olarak temyiz başvurusunda bulunmuş ve dosyaya yatırılan miktar teminat olarak kabul edilmiştir. Diğer müteselsil borçlu, bu teminattan yararlanarak kendi hakkındaki takibin durdurulmasını talep etmiş; icra mahkemesi de bu talebi kabul ederek şikâyeti kabul etmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bozma kararında uygulamacının tam ihtiyaç duyduğu kural cümlesini kurmuştur:
"İİK'nun 36. maddesi uyarınca verilen icranın geri bırakılması kararı, ancak lehine tehiri icra kararı tesis edilen borçlu yönünden hüküm ifade etmekte olup, bu maddeye göre sunulan teminat mektubu da, teminat mektubunu ibraz eden borçlunun borcunu temin eder ve koşulların oluşması halinde ancak onun borcuna karşılık paraya çevrilebilir."
Dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bu kararda dosyaya fiilen nakit para yatırılmıştır; nakit, "teminat mektubu olarak kabul" edilmek suretiyle güvence işlevi görmüştür. Yani Yargıtay'ın "kişiseldir" yönündeki tespiti, salt teminat mektubuyla sınırlı değildir; nakdi teminat için de aynen geçerlidir. Teminatın türü içtihadın ratio'sunu değiştirmez; asıl ayrım teminat–ifa ayrımıdır.3
3. Yargıtay HGK 2012/12-84 E., 2012/261 K. — Nakit Yatırımın Bile Sirayet Etmediği
Bu karar, teminat–ifa ayrımının daha da temel hâlini ortaya koyar. Olayda kambiyo senedine dayalı bir takipte birden fazla müteselsil borçlu vardır; borçlulardan ikisi lehine açılan istirdat davasında, alacağın bunlardan tahsil edilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı alınmıştır. Tedbir kararı kapsamındaki borçluların dışındaki başka bir müteselsil borçlu (At. A.Ş.), takip konusu borcu icra dosyasına nakit olarak yatırmıştır. Sorulan soru: Tedbir kapsamındaki borçlular, "alacak tedbirle korunuyor" diyerek bu nakdin alacaklıya ödenmesine itiraz edebilir mi?
HGK, müteselsil borç kavramını net biçimde tanımlayarak yanıt vermiştir:
"Müteselsil borçta alacaklının hakkı birden çok borçluya karşı tek bir alacaktan ibaret olmayıp, borçluların her birine karşı ayrı ayrı yönelen ve birbiriyle yarışan birden çok alacaktan ibarettir. Alacaklı her alacak üzerinde (temlik veya borcun ibrası yoluyla) ayrı ayrı tasarrufta bulunabileceği gibi alacaklı tarafından yapılan ihtar da sadece ihtar yapılan borçlu açısından sonuç doğurur."
Tedbir kararı belirli borçlularla sınırlı tutulduğundan, dışarıdaki müteselsil borçlunun yatırdığı paranın alacaklıya ödenmesinde usulsüzlük bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu karar, müteselsil borçluluk rejimi içinde her borçlunun usul işlemlerinin kişisel olduğu ilkesini açıkça koymaktadır.4
IV. Karşı Argümanların Akıbeti: İİK m.85/son ve TMK m.2 Neden İşlemiyor?
Uygulamacının teminatın sirayet ettiğini savunmak için başvurduğu üç klasik argüman vardır: (i) İİK m.85/son'un mükerrer tahsil yasağı, (ii) TMK m.2'nin dürüstlük kuralı, (iii) menfaatler dengesinin alacaklı lehine bozulması. HGK 2019/383 olayında yerel mahkeme tam bu üç argümanı kullanmış, hatta direnme aşamasında savunmasını derinleştirmiştir. Buna rağmen Yargıtay sonuca etki vermemiştir. Nedenleri net biçimde belirlenebilir.
Mükerrer tahsil yasağı, henüz bir "tahsil" yokken doğmaz. Teminat sunulması tahsil değildir; alacaklının fiilen alacağına kavuşması değil, ileride alabileceği bir paranın güvence altında tutulmasıdır. Mükerrer tahsil yasağının devreye girmesi için, alacaklının önce teminatı paraya çevirip tahsil etmesi, ardından ikinci bir borçludan tekrar tahsil yapmaya kalkması gerekir. Bu yapılmadığı sürece — ki tehir-i icra aşamasında henüz yapılamaz — yasak ihlal edilmiş sayılmaz. Uygulamada zaten "tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla" şerhi bu riski bertaraf eder.
Dürüstlük kuralı (TMK m.2), açık kanun hükmünü bertaraf etmez. İİK m.36 ve TBK m.162–166 arasındaki rejim, müteselsil borçluluğun alacaklı lehine kurduğu üstün konumu tescil eder. Yargıtay'ın istikrarlı yaklaşımı, lafzı ve sistematiği net olan hükümleri TMK m.2 ile yumuşatmamak yönündedir; aksi takdirde müteselsil borçluluk kurumu işlevini kaybeder.
Menfaatler dengesi argümanı azınlıkta kalmıştır. HGK 2019/383 kararında karşı oy, "kesin teminat mektubu ile ilâm alacağı ödeme gibi sona ermiştir; tehiri icra kararı alındı diye diğer ilâm borçlusu adeta cezalandırılmış olmaktadır" gerekçesiyle yerel mahkemeyi haklı bulmuştur. Ancak bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir. Üstelik karşı oy, argümanını büyük ölçüde Karayolları Trafik Kanunu'nun sigorta şirketine yüklediği özel önceliklere dayandırmıştır; işçilik veya ticari borç gibi olağan müteselsil sorumluluk hâllerinde bu özel dayanak yoktur. Yani karşı oyun teorik gücü dahi sınırlıdır.5
V. Pratik Tablo ve Uygulamacının Yol Haritası
Yargıtay içtihadının uygulamaya sunduğu kurallar tablolaştırıldığında manzara nettir:
| Yatırılan | Hukuki Niteliği | Diğer Müteselsil Borçluya Etkisi |
|---|---|---|
| Banka teminat mektubu (İİK m.36) | Teminat (depo) | Yok — HGK 2019/383, 12. HD 2018/11744 |
| Dosyaya nakit (İİK m.36 teminatı olarak) | Teminat (depo) | Yok — 12. HD 2018/11744; HGK 2012/261 |
| Dosyaya nakit (borca mahsuben şartsız ödeme) | İfa | Var — TBK m.166; borç söner |
Buradan iki kanadın stratejisi de berraklaşır.
Borçlu vekili için: Müvekkilinin "kardeş şirket teminat yatırsın, ben de kurtulayım" yönündeki beklentisi hukuken karşılığı olmayan bir umuttur. İcra mahkemesinde kısa süreliğine sonuç alınabilir; ancak Yargıtay aşamasında bozma neredeyse kaçınılmazdır. Borçluların ikisini birden takipten çıkarmak isteniyorsa tek hukuki yol, şirketlerden birinin borcun tamamını kayıtsız şartsız ödeme olarak yatırmasıdır. Bu durumda TBK m.166 devreye girer ve borç sona erer; ancak ödeyen şirket teminatı geri alma imkânını da yitirir ve fiilen temyizden vazgeçmiş sayılır. Strateji, temyiz beklentisi ile mali yükten kurtulma arzusu arasında bilinçli bir tercih gerektirir.
Alacaklı vekili için: Müteselsil borçlulardan biri tehir-i icra teminatı yatırsa dahi, diğer borçluya karşı haciz ve takip işlemlerini sürdürme yetkiniz tartışmasızdır. Eksik kalan tek koruma "tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla" şerhinin takip taleplerine eklenmesidir; bu şerh, ileride teminatın paraya çevrilmesi hâlinde mükerrer tahsil iddialarını başlangıçta bertaraf eder. Borçlular tarafından ileri sürülen "alacak güvenceye alındı" şikâyetleri, yukarıda atıf yapılan kararlar gösterilerek geri çevrilmelidir.
İşçilik alacaklarında özel not: 4857 sayılı Kanun m.2/6 uyarınca asıl işveren–alt işveren müteselsil sorumluluğu ya da TBK m.162 vd. hükümlerine dayanan iki ayrı işveren sorumluluğu, içtihat açısından genel müteselsil borçluluk rejiminden farklı muamele görmemektedir. KTK kapsamındaki sigorta şirketinin "öncelikli sorumluluğu" gibi özel bir yasal dayanak işçilik alacaklarında yoktur; dolayısıyla HGK 2019/383'teki azınlık görüşünün dahi dayanağı bu alanda mevcut değildir. Sonuç olarak işçilik alacaklı icra takiplerinde de bir işverenin yatırdığı teminat, diğer işvereni takipten kurtarmaz.6
Sonuç
Yargıtay'ın 2012'den 2019'a uzanan ve günümüze kadar istikrarını koruyan içtihadı tek bir cümlede özetlenebilir: İİK m.36 kapsamında yatırılan teminat — ister mektup ister nakit olsun — yalnızca onu yatıran borçluyu korur; diğer müteselsil borçlu yönünden takip ve haciz işlemlerini durdurmaz. Bu sonucun teorik dayanağı, teminatın ifa değil depo niteliğinde olmasıdır; borç ancak teminatın paraya çevrilmesi ile sona erer ve TBK m.166 ancak o ana kadar değil, o anla birlikte devreye girer.
Uygulamacı için stratejik ayrım keskindir: Eğer hedef tek bir borçluyu temyiz boyunca korumaksa İİK m.36 teminatı yeterlidir ve kişiseldir. Eğer hedef tüm müteselsil borçluları takipten çıkarmaksa tek yol teminat değil, kayıtsız şartsız ifadır. Bu iki yolu birleştiren bir kestirme — "bir şirket teminat yatırsın, diğer şirket de kurtulsun" — Yargıtay içtihadında karşılık bulmamaktadır; yerel mahkeme bu yönde karar verse dahi bozma riski neredeyse kesindir. Müvekkile sunulan stratejiler bu içtihadi gerçekliğe göre kurulmalıdır.
Dipnotlar
- Teminatın "ifa değil depo" niteliği, İİK m.36'nın 5. ve 6. fıkralarından da çıkarılabilir: Hükmün bozulması hâlinde hükmü vermiş olan mahkeme bozmanın niteliğine göre teminatın geri verilip verilmeyeceğine karar verir (m.36/5); hükmün onanması hâlinde ise alacaklının istemi üzerine başkaca bir işleme gerek kalmadan teminat paraya çevrilir (m.36/6). Geri verilebilir niteliği, teminatın yapısal olarak ödeme sayılamayacağını göstermektedir.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2018/750, K.2019/383, T.02.04.2019 — oyçokluğuyla. Karşı oy, sigorta şirketinin Karayolları Trafik Kanunu uyarınca öncelikli ödeme yükümlüsü olmasından hareketle teminatın ifa gibi değerlendirilmesi gerektiğini savunmuş; azınlıkta kalmıştır.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E.2018/14790, K.2018/11744, T.20.11.2018. Karar metninde "dosyaya yatırılan miktarın teminat mektubu olarak kabulüne karar verildiği" ifadesi geçmektedir; bu, fiilen nakdi teminatın teminat mektubu yerine ikame edildiğini göstermekte ve ratio'nun teminat türünden bağımsız olduğunu doğrulamaktadır.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2012/12-84, K.2012/261, T.30.03.2012. Karar, müteselsil borcun "tek alacak" değil, "her bir borçluya karşı ayrı ayrı yönelen yarışan birden çok alacak" yapısında olduğunu vurgulamakta; bu yapı tehir-i icra teminatının da kişisel kalmasının teorik dayanağını oluşturmaktadır.
- HGK 2019/383 karşı oyunda atıf yapılan KTK m.85, m.90, m.91 ve Trafik Sigortası Genel Şartları B.2 hükümleri, sigorta şirketinin sigortalısı önünde ödeme önceliği taşıdığı tezini desteklemektedir. Ancak bu özel rejim genel müteselsil borçluluk hâllerine taşınamaz; çoğunluk bu nedenle KTK temelli sirayet görüşünü reddetmiştir.
- Asıl işveren–alt işveren müteselsil sorumluluğu için bkz. 4857 sayılı İş Kanunu m.2/6 ve m.2/7; genel müteselsil sorumluluk için TBK m.162. Her iki rejim de işçinin tek bir alacağı için iki ayrı tüzel kişiyi sorumlu kıldığından, takip aşamasında yatırılan teminatın kapsamı bakımından HGK 2019/383 ratio'su aynen geçerlidir.
Kaynakça
E. 2018/750, K. 2019/383, T. 02.04.2019 — Yargıtay HGK; teminat mektubunun sadece yatıran borçluyu koruduğu, diğer müteselsil borçlu hakkında takibin sürdürülebileceği.
E. 2018/14790, K. 2018/11744, T. 20.11.2018 — Yargıtay 12. HD; İİK m.36 tehir-i icra kararının lehine karar verilen borçluya münhasır olduğu.
E. 2012/12-84, K. 2012/261, T. 30.03.2012 — Yargıtay HGK; müteselsil borcun "ayrı ayrı yönelen yarışan birden çok alacak" niteliği ve usul işlemlerinin kişiselliği.