I. Kararın Konusu ve Pratik Önemi
Kira bedelinin tespiti davası, Türk hukuk pratiğinde her yıl on binlerce kez açılan, kiracı ile kiraya vereni doğrudan karşı karşıya getiren bir dava türüdür. Kiraya veren, yeni dönem kirasının piyasa koşullarına uykurulmasını isteyip taraflar anlaşamazsa, mahkemeden kiranın "hak ve nesafete" uygun yeni miktarının tespitini talep eder. Dava kazanılınca ortaya pratik ve can alıcı bir soru çıkar: Hükmedilen kira farkı, kararın verildiği günden mi, yoksa kesinleştiği günden mi istenebilir?
Bu soru göründüğünden çok daha büyük bir öneme sahiptir. Çünkü cevaba göre kiraya veren, kiracıya derhal ihtar çekip icra takibi başlatabilir mi, yoksa aylarca sürebilecek bir temyiz sürecinin sonucunu mu beklemek zorundadır — bu, alacağın tahsilinde ve gerekirse tahliye sürecinde kilit bir zamanlama meselesidir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 12.11.1979 tarih ve E.1979/1, K.1979/3 sayılı kararıyla bu soruya kesin bir yanıt vermiştir: Kira farkı alacağının "ifa zamanının gelmiş" sayılması için, yalnızca alacaklının eda talebinde bulunabileceği zamanın gelmiş olması yetmez — kararın kesinleşmesi de şarttır.1
II. Uyuşmazlığın Kökeni: Dört Daire Arasında Çelişki
Karara konu uyuşmazlık, dönemin farklı Yargıtay dairelerinin birbiriyle çelişen kararlarından doğmuştur. 12. Hukuk Dairesi, henüz kesinleşmemiş bir kira tespit kararına dayanarak kiracıya doğrudan ihtar çekilebileceğini ve icra takibi başlatılabileceğini kabul ediyordu — gerekçesi, kira tespit ilamının HUMK m.443 kapsamında sayılan istisnai (kesinleşmeden icra edilemeyen) kararlar arasında yer almadığıydı. 6. Hukuk Dairesi ise tam tersi yönde, kesinleşmemiş bir tespit kararına dayanarak çekilen ihtarın kiracıyı temerrüde düşüremeyeceğini benimsiyordu. 13. Hukuk Dairesi de kira farkının ancak tespit ilamının kesinleştiği tarihte muaccel olacağı ve zamanaşımının da o tarihten işlemeye başlayacağı görüşündeydi.2
Bu çelişki, kiracılar ve kiraya verenler için ciddi bir belirsizlik yaratıyordu: Aynı hukuki durumda, hangi dairenin görüşüne denk gelindiğine göre kiracı temerrüde düşmüş ya da düşmemiş sayılabiliyordu. İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, bu çelişkiyi gidermek üzere iki toplantı halinde bir araya gelmiş; ilk toplantıda yalnızca içtihat aykırılığının varlığı oybirliğiyle tespit edilebilmiş, esasa ilişkin karar için gereken üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için ikinci bir toplantı yapılmıştır.
III. Genel Kurul'un Gerekçesi: Neden Kesinleşme Şart?
Genel Kurul, kararını üç temel gerekçe üzerine inşa etmiştir.
Birinci gerekçe — Kira tespit davasının hukuki niteliği: Kira tespit davası, bir "eda davası" değil, inşai davalara yakın nitelikte bir tespit davasıdır. Amacı yalnızca kira sözleşmesinin yeni dönemdeki belirsiz ücret unsurunu belirli hale getirmektir; kiracının ödeme yükümlülüğü doğrudan tespit kararından değil, kira sözleşmesinden doğar. Böyle bir kararın hukuki sonuç doğurması, ancak hâkimin kararıyla mümkündür — ve bu sonucun "kesin hüküm" gücü kazanması için kararın kesinleşmesi gerekir.3
İkinci gerekçe — Cebri icra kuvvetinin bulunmayışı: Kira tespit kararları, "müspet tespit hükmü" niteliğindedir; bir edaya mahkûmiyet içermez, yalnızca hukuki durumu tespit eder. İİK m.36'nın "hükmolunan para ve eşya"dan söz eden hükmü kira tespit kararlarına uygulanamaz, çünkü bu kararlarda hükmolunan bir para veya eşya yoktur. Dolayısıyla bu kararlar, kesinleşmiş olsun ya da olmasın, doğrudan cebri icraya konu edilemez; icra takibi ancak kararın sağladığı "kesin delil" gücüne dayanılarak yapılabilir.
Üçüncü gerekçe — Muacceliyet ve dava edilebilirlik ilişkisi: Genel Kurul, 7.7.1965 tarih ve 5/5 sayılı önceki bir İçtihadı Birleştirme Kararına dayanarak, kira farkının mahkemede dava edilebilir veya icrada takip edilebilir hale gelmesi için miktarının kesin olarak belli olması gerektiğini; bu belirginliğin ise ancak tespit kararının kesinleşmesiyle oluşabileceğini vurgulamıştır. Borçlar hukukunda "ifa zamanı"nın gelmiş sayılması (muacceliyet), yalnızca alacaklının talep edebileceği zamanın gelmiş olmasını değil, borçlunun da edayı yerine getirmekle yükümlü kılınmış olmasını gerektirir — bu da miktarın kesinlik kazanmasına bağlıdır.4
Genel Kurul, ayrıca kararın kapsamını bilinçli biçimde "kira farkı" ile sınırlandırmıştır — kiranın tamamı değil. Gerekçe şudur: Alacağın ihtilafsız (tartışmasız) bölümü zaten muaccel sayılabilir; borçlu bu kısmı ifadan kaçınamaz. İçtihat, yalnızca tespit davasıyla belirlenen fark tutarına ilişkindir.
IV. Karşı Oy: Dört Üyenin İtirazı
Karar, salt çoğunlukla alınmış; dört üye ayrı bir muhalefet şerhi kaleme almıştır. Karşı oyun temel dayanağı şudur: HUMK m.443, hangi kararların kesinleşmeden icra edilemeyeceğini sınırlı sayıda saymıştır (taşınmaz mala ve buna ilişkin haklara, nafaka hükümleri hariç aile ve şahsın hukukuna dair hükümler). Kira tespit ilamları bu sayılan istisnalar arasında yer almadığından, genel ilke olan "temyiz icrayı tehir etmez" kuralının kira tespit kararları için de geçerli olması gerekir. Muhalif üyelere göre çoğunluğun yorumu, kanunda bulunmayan bir istisnayı yargı kararıyla yaratmak anlamına gelmektedir.5
Karşı oy ayrıca, kesinleşme aranmamasının kiracı açısından mağduriyet yaratmayacağını savunmuştur: İİK m.36 uyarınca borçlu kiracı, hükmedilen parayı depo ederek veya teminat göstererek icranın tehirini isteyebilir; hatta otuz gün içinde kira farkını ödeyerek tahliyeyi önleyebilir ve tespit kararı sonradan bozulursa ödediğini geri alabilir. Muhalefet, çoğunluğun benimsediği yorumun tutarsız sonuçlara da yol açtığını belirtmiştir: Örneğin kira tespit ilamındaki yargılama gideri ve vekâlet ücreti alacakları için uygulamada zaten kesinleşme aranmadan icra takibi yapılabiliyordu; bu durumda asıl alacak (kira farkı) için kesinleşme aranırken, ona bağlı fer'i alacaklar için aranmaması çelişki yaratmaktadır.
V. Kararın Sınırları: Hangi Hallerde Uygulanır?
Genel Kurul kararı, uygulama alanını birkaç noktada netleştirmiştir. Öncelikle içtihat yalnızca kira farkı alacağı için geçerlidir; tespit davasıyla birlikte açılan ayrı bir eda davası sonucunda kiracının ödemeye mahkûm edildiği haller (yani tespitle birlikte edaya hükmedilen kararlar) bu kapsamın dışındadır ve doğrudan ilamlı icraya konu edilebilir.
Ayrıca Genel Kurul, kesinleşmiş bir tespit kararı bulunsa dahi, kira sözleşmesinde belirlenen ödeme gününün henüz gelmemiş olması halinde alacağın yine de muaccel sayılamayacağını vurgulamıştır — kiraya verenin kirayı isteme hakkı doğrudan kira sözleşmesinden doğduğundan, tespit kararının kesinleşmesi tek başına yeterli değildir; sözleşmedeki ödeme vadesinin de gelmiş olması gerekir.
VI. Pratik Sonuçlar
Kira tespit davasını kazanan kiraya veren için bu içtihadın getirdiği pratik kural nettir: Kira farkı alacağı için ihtar çekmek, icra takibi başlatmak veya itirazın kaldırılmasını istemek üzere önce kararın kesinleşmesini beklemek gerekir. Kesinleşmeden önce çekilen bir ihtar, kiracıyı temerrüde düşürmez; kesinleşmeden önce başlatılan bir icra takibinde borçlunun itirazı üzerine, alacaklı yalnızca kira sözleşmesini gösteren bir belgeyle değil, tespite ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararıyla itirazın kaldırılmasını isteyebilir.
Avukatlık pratiğinde bu, zamanlama açısından kritik bir uyarıdır: Kira tespit davasını kazanan tarafın, temyiz süreci devam ederken aceleyle icra takibi başlatması, kiracının "kararın kesinleşmemiş olması" itirazıyla karşılaşmasına ve sürecin daha da uzamasına yol açabilir. Doğru strateji, kararın kesinleşme şerhini beklemek, ardından ihtar ve gerekiyorsa icra sürecini başlatmaktır. Kiracı tarafı içinse bu içtihat, henüz kesinleşmemiş bir tespit kararına dayanan icra taleplerine karşı güçlü bir itiraz dayanağı sunar.
Dipnotlar
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E.1979/1, K.1979/3, T.12.11.1979. Karar iki ayrı toplantı sonucunda alınmıştır: İlk toplantıda (1.10.1979) yalnızca içtihat aykırılığının varlığı oybirliğiyle tespit edilebilmiş, esasa ilişkin üçte iki çoğunluk sağlanamadığından ikinci toplantı (12.11.1979) yapılmıştır.
- Kararda atıf yapılan çelişkili kararlar: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E.9013, K.9895, T.5.12.1978; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E.1684, K.1337, T.29.3.1973; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E.788, K.848, T.10.4.1974; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.12-3607, K.332, T.19.4.1978.
- Genel Kurul bu noktada 7.7.1965 tarih ve 5/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine de atıf yapmıştır: Kira tespit davası, ileride açılacak eda davasının "öncüsü" niteliğindedir ve o dava için kesin delil oluşturmak amacını taşır.
- Muacceliyet kavramının borçlar hukukundaki genel çerçevesi için karar metninde İsviçreli hukukçu von Tuhr'un görüşlerine atıf yapılmıştır (von Tuhr, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, C. Edege Tercümesi, s. 539, 650).
- Karşı oy yazısını imzalayan üyeler: Sabri Güçlü, Kemal Gür, Y. Semih Öktemer, Tahir Öğütçü. Muhalefet, kira tespiti davası sonunda verilen kararın niteliğini üç ayrı ihtimale ayırarak (yalnız tespit / tespit + yürürlük tarihi / tespit + eda hükmü) her biri için farklı icra rejimi önermiştir.
Karar Künyesi
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 1979/1, K. 1979/3, T. 12.11.1979 — Kira tespit davasında hükmedilen kira farkı alacağının muaccel sayılması için mahkeme kararının kesinleşmesinin şart olduğu (salt çoğunluk, 4 üye karşı oy).