I. Kararın Kimliği: 1948'den Beri Süren Bir Tartışma
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 6.5.2016 tarih ve E.2015/1, K.2016/1 sayılı kararı, hukuk yargılamasının en sık karşılaşılan sorularından birine yanıt arar: Yargıtay bir kararı bozduktan sonra, dosya yerel mahkemeye döndüğünde taraflar ıslah yapabilir mi? Başvuru, 01.07.2014 tarihinde Av. R.Z. tarafından yapılmış; 4., 9., 10., 15. ve 21. Hukuk Daireleri'nin kararları arasında bu konuda görüş aykırılığı bulunduğu ileri sürülmüştür.1
Kurul'un tespiti çarpıcıdır: mesele yalnızca birkaç daire arasındaki küçük bir ayrılık değildi. Yargıtay'ın 1., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 15., 18., 20., 22. ve 23. Hukuk Daireleri (14 daire), bozma kararının niteliğine göre bozmadan sonra ıslah yapılabileceğini kabul ediyordu; buna karşılık yalnızca 2., 11., 13., 14., 19. ve 21. Hukuk Daireleri (6 daire), 1948 tarihli eski içtihadın hâlâ geçerli olduğu görüşündeydi.2 Birinci Başkanlık Kurulu, tartışmayı yalnız "bozma sonrası ıslah mümkün müdür" sorusuyla sınırlı tutmayıp, ek bir görevlendirmeyle 04.02.1948 tarihli ve E.1944/10, K.1948/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın (bundan böyle "1948 İBK") değiştirilmesi gerekip gerekmediğini de birleştirme konusuna dahil etmiştir.
II. Hukuki Çerçeve: Islah Nedir, Ne Zamana Kadar Yapılabilir?
Islah, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 176-177. maddelerinde düzenlenen bir usul kurumudur. Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini —karşı tarafın rızasına veya hâkimin onayına ihtiyaç duymaksızın— kısmen veya tamamen ıslah edebilir; ancak bu hak aynı davada yalnızca bir kez kullanılabilir (HMK m.176). Islahın zamansal sınırı ise HMK m.177/1'de nettir: "Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir."
1948 tarihli kararın verildiği dönemde yürürlükte olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 84. maddesi de benzer bir sınır çizmekteydi: "Islah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tabi olmıyanlarda muhakemenin hitamına kadar yapılabilir." Kurul, hem 1948'de hem 2016'da bu ifadenin zamansal bir sınırlama getirdiğini, bozma kararıyla yeniden açılan yargılamanın bu sınırın dışında kaldığını kabul etmiştir — çünkü ıslah hakkı, hüküm verilmesiyle birlikte bir kez kullanılmış veya kullanılmamış olarak sona erer; Yargıtay'ın bozması bu hakkı "diriltmez."
III. Değiştirme Talebinin Gerekçeleri: Neden 14 Daire Farklı Düşünüyordu?
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'ndaki görüşmelerde, kararın değiştirilmesi gerektiğini savunanlar güçlü argümanlar ileri sürmüştür. Öncelikle, HMK m.141/2 uyarınca karşı tarafın açık rızasıyla iddia ve savunmanın her aşamada değiştirilip genişletilebildiği bir sistemde, ıslahın bozmadan sonra tamamen yasaklanmasının tutarsız olduğu ileri sürülmüştür. İkinci olarak, Anayasa Mahkemesi'nin 1999 tarihli bir kararıyla, ıslah yoluyla dava değerinin artırılmasını engelleyen mülga HUMK m.87'nin son cümlesi iptal edilmiş olmasına rağmen, bu iptalin bozma sonrası aşamada bir işe yaramadığı somut bir örnekle gösterilmiştir: kusur oranı yanlış belirlendiği için bozulan bir tazminat davasında, bozma sonrası alınan yeni bilirkişi raporuyla davacının kusuru azalıp tazminat miktarı yükselse dahi, davacı bu farkı ıslahla talep edemiyordu.3
Üçüncü olarak, "ek dava açılabilir" savunmasının pratikte yetersiz kaldığı, ek davanın zamanaşımı definiyle karşılaşma riski taşıdığı ve usul ekonomisine aykırı olduğu belirtilmiştir. Son olarak, 1948'den beri Anayasa'da ve HMK'da yaşanan köklü değişikliklerin — özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin güvence altına aldığı makul sürede yargılanma ve mahkemeye erişim hakkının — kararın yeniden değerlendirilmesini gerektirdiği savunulmuştur.
IV. Kurul'un Gerekçesi: Neden Değiştirilmedi?
Kurul, çoğunluk görüşüyle bu argümanların hiçbirini yeterli bulmamıştır. Gerekçenin merkezinde içtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcılığı ilkesi yer alır: Yargıtay Kanunu m.45 uyarınca içtihadı birleştirme kararları tüm Yargıtay daireleri ve adliye mahkemelerini bağlar; 6100 sayılı HMK, 1948 İBK'yı açıkça yürürlükten kaldırmadığına göre, bu karar hâlâ öncelikle ve tartışmasız uygulanmalıdır. Kurul'a göre asıl sorun, bazı dairelerin — HMK'nın 1948 kararını zımnen geçersiz kıldığı düşüncesiyle — bağlayıcı bir içtihada aykırı kararlar vermeye başlamış olmasıydı; bu durumun doğru çözümü, Yargıtay Kanunu'nun öngördüğü değiştirme usulünü işletmekti, fiilen aykırı karar vermek değil.
Kurul ayrıca, tahkikatın bozmadan sonra da "devam ettiği" görüşünün dayandırıldığı 1959 tarihli bir başka İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinin yanlış yorumlandığını; o kararın konusunun görevsizlik kararının her aşamada verilebilmesi olduğunu, ıslah meselesiyle ilgisi bulunmadığını tespit etmiştir. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak da Anayasa Mahkemesi'nin Suzan Tekin (Kavurkacı) ve Diğerleri başvurusunda, bozmadan sonra ıslah yasağının ek dava açma imkânı bulunduğu gerekçesiyle mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediğine karar verdiğine dikkat çekilmiştir.4 Son olarak Kurul, bu yasağın yalnızca davacı lehine değil davalı lehine de işlediğini — örneğin süresinde zamanaşımı defini ileri sürmeyen davalının bozmadan sonra bunu ıslahla ileri sürebilmesinin de aynı ölçüde usul ekonomisine aykırı sonuçlar doğurabileceğini — vurgulayarak, 1948 İBK'nın değiştirilmesini gerektirecek bir zorunluluk bulunmadığı sonucuna varmıştır.
V. Karşı Oy: Maddi Gerçeğe Ulaşma mı, Usuli Kesinlik mi?
Karar, oy çokluğuyla alınmış; karşı oy yazan üyeler hukuk yargılamasının asıl amacının maddi gerçeği yansıtan adaletli bir karara ulaşmak olduğunu, bu amacın "ucuz, basit ve çabuk" bir yargılamayla dengelenmesi gerektiğini savunmuştur.5 Karşı oyun temel eleştirisi, ıslahın zaten "iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağının" bilinçli bir istisnası olarak kabul edildiği bir sistemde, bu istisnayı bozma sonrasında tümüyle kapatmanın — özellikle tebligat, zamanaşımı, görev veya yetki gibi tarafların iradesi dışındaki usul hatalarına dayanan bozmalarda — hakkaniyetle bağdaşmadığı yönündeydi. Karara katılan üyelerin çoğunluğu ise bu tür ayrımların (hangi bozma türünde ıslahın istisnaen serbest bırakılacağının) kararın öngörülebilirliğini ve uygulanabilirliğini zedeleyeceği görüşünde birleşmiştir.
VI. 2020'de Kanun Koyucunun Müdahalesi: 7251 Sayılı Kanun ile Gelen İstisna
Kurul'un "değiştirilmesine gerek yok" dediği içtihat, dört yıl sonra kanun koyucu tarafından kısmen değiştirilmiştir. 22.7.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle HMK m.177'ye yeni bir ikinci fıkra eklenmiştir: "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz."6
Bu düzenleme, İBGK'nın 1948'den beri savunduğu genel yasağı ilga etmez; ona koşullu bir istisna ekler. Kural hâlâ şudur: bozma kararına uyulduktan sonra mahkeme doğrudan hüküm kurarsa (örneğin sözlü yargılama veya hüküm aşamasına dönülüyorsa), ıslah mümkün değildir. Ancak mahkeme bozma sonrası tahkikata ilişkin bir işlem yaparsa — örneğin yeni bir bilirkişi raporu aldırırsa, keşif yaparsa veya tanık dinlerse — bu tahkikat süreci sona erinceye kadar taraflar ıslah hakkını kullanabilir. Kanun, bu istisnayı bir sınırla dengeler: ıslah, bozma kararına uyulmasıyla taraflar lehine doğmuş usuli kazanılmış hakları ortadan kaldıramaz.
VII. Güncel Uygulama: 2016 Kararı ile 2020 Değişikliği Birlikte Nasıl Okunur?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 19.02.2026 tarihli ve E.2026/809, K.2026/1724 sayılı kararı, bu iki normun nasıl bir arada uygulandığını örnekler: iş kazasından kaynaklanan bir tazminat davasında, Daire önceki bozma kararında hesaplama hatası tespit etmiş; dosya yerel mahkemeye döndüğünde yeni bir bilirkişi (aktüerya) raporu alınmıştır. Mahkeme, davacının bu yeni rapora göre talebini artırma isteğini "ikinci ıslah dilekçesi" sayarak reddetmiş; Yargıtay ise hem HMK m.177/2'nin 2020'de eklenen istisnasına hem de davanın aslında "belirsiz alacak davası" niteliğinde olduğuna (dolayısıyla talep artırımının ıslah sayılmayıp HMK m.107/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine) dikkat çekerek kararı bozmuştur. Karar açıkça şu ayrımı yapar: "Mahkeme karar tarihi itibarıyla 1948 ve 2016 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararları'nda belirtildiği üzere bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı kabul edilmiş olduğundan, bozma ilamından sonra yapılan ıslah geçerli olmayacaktır. Diğer taraftan, HMK'nın 177. maddesine 2020'de eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır."7
Pratik sonuç: Uygulayıcı için kural artık iki aşamalı okunmalıdır. Öncelikle, bozma kararına uyulduktan sonra mahkemenin tahkikata ilişkin herhangi bir işlem yapıp yapmadığına bakılmalıdır — yapmıyorsa (doğrudan hükme gidiliyorsa) 1948/2016 içtihadındaki mutlak yasak hâlâ geçerlidir. Mahkeme tahkikat işlemi yapıyorsa (yeni bilirkişi raporu, keşif, tanık dinleme vb.), taraflar bu aşamada ıslah hakkını kullanabilir; ancak bu ıslah, bozma kararına uyulmasıyla karşı taraf lehine doğmuş usuli kazanılmış hakları (örneğin bozma kapsamı dışında kesinleşmiş bölümleri) geriye götüremez. Davacı vekilleri için önemli bir uyarı: talep miktarının netleşmesi bozma sonrası bir bilirkişi raporuna bağlıysa, davanın baştan itibaren "belirsiz alacak davası" (HMK m.107) olarak açılıp açılmadığının kontrol edilmesi gerekir — zira bu durumda ıslah kurumuna hiç ihtiyaç duyulmadan HMK m.107/2'deki talep artırımı yolu kullanılabilir.
Dipnotlar
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, E.2015/1, K.2016/1, T.6.5.2016. Başvuru, Av. R.Z.'nin 01.07.2014 tarihli dilekçesiyle yapılmış; Birinci Başkanlık Kurulu'nun 11.06.2015 tarihli ek görevlendirme kararıyla 1948 İBK'nın değiştirilmesi sorusu da konuya eklenmiştir.
- Karar metninde açıkça sayılan daire dağılımı: bozmadan sonra ıslahın mümkün olduğu görüşünde 1., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 15., 18., 20., 22. ve 23. Hukuk Daireleri; mümkün olmadığı görüşünde 2., 11., 13., 14., 19. ve 21. Hukuk Daireleri.
- Değiştirme talebinde atıf yapılan iptal kararı: Anayasa Mahkemesi, E.1999/1, K.1999/33, T.20.7.1999 — mülga 1086 sayılı HUMK m.87 son cümlesinin ("müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez") iptali.
- Anayasa Mahkemesi, Suzan Tekin (Kavurkacı) ve Diğerleri Başvurusu, B. No: 2013/1932, T.17.7.2014, §53 ve §66 — bozmadan sonra ıslah yasağının mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediği, ek dava açma imkânının yeterli olduğu; aynı yönde B. No: 2013/5934, T.26.2.2015, §61 ve §72.
- İBGK E.2015/1, K.2016/1, Karşı Oy Gerekçesi — hukuk yargılamasının maddi gerçeği yansıtan adaletli bir karara ulaşma amacının, iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağının katı uygulanmasıyla gerilebileceği eleştirisi.
- 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, m.18, RG T.28.7.2020, S.31199; yürürlük tarihi 22.7.2020. HMK m.177'ye ikinci fıkra olarak eklenmiştir.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E.2026/809, K.2026/1724, T.19.2.2026; ayrıca bkz. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E.2025/379, K.2026/207, T.15.1.2026 ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/7748, K.2025/11395, T.17.12.2025 — tümü 1948/2016 içtihadı ile 2020 HMK m.177/2 değişikliğini birlikte değerlendirmektedir.
Karar Künyesi
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, E. 2015/1, K. 2016/1, T. 6.5.2016 — Bozma kararı sonrasında ıslah yapılamayacağı ve 04.02.1948 tarihli, E.1944/10, K.1948/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın değiştirilmesine gerek bulunmadığı.
7251 Sayılı Kanun, m.18, RG T.28.7.2020, S.31199 — HMK m.177'ye, bozma sonrası tahkikat işlemi yapılması hâlinde ıslahın istisnaen mümkün olacağına dair ikinci fıkranın eklenmesi.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2026/809, K. 2026/1724, T. 19.2.2026 — İçtihat ile 2020 kanun değişikliğinin birlikte güncel uygulaması.